40. Bölüm

Bert Bir İpucu Buluyor

Posta arabasının Hamurhisar’ın merkezine ulaştığını duyduğunda, Tükrer tahta bir sandalyeyi kaptığı gibi Binbaşı Kakalak’ın kafasına fırlattı. Kakalak Tükrer’den çok daha güçlü olduğundan sandalyeyi oldukça kolay bir şekilde savuşturdu ama eli kılıcının kabzasını kavramıştı bile; iki adam Muhafız Odası’nın loş ışığında, Salyan ve diğerlerinin şaşkın bakışları altında birkaç saniyeliğine birbirlerine diş bileyerek karşı karşıya kaldılar.

Tükrer, “Hemen bu akşam Hamurhisar’ın sınırına bir Kara Tabanlar birliği gönder” diyerek Kakalak’a emir verdi. “Sahte bir baskın düzenleyeceksin – bu insanların iyice gözünü korkutmamız lazım. Verginin gerekli olduğunu, akrabalarının yaşadığı zorlukların benim ya da Kral’ın değil, Ickabog’un suçu olduğunu anlamaları gerek. Hadi şimdi git ve başımıza açtığın şu dertten kurtul!”

Öfkeden kuduran Binbaşı odayı terk etti, Tükrer’le kendisine on dakika verilse ona neler yapacağını düşünüyordu içten içe.

“Ve siz,” dedi Tükrer casuslarına, “Binbaşı Kakalak’ın yeterince iyi iş çıkarıp çıkarmadığını yarın bana rapor edeceksiniz. Şehirde hâlâ açlık ve meteliksiz akrabalar hakkında fısıltılar dolaşıyor olursa, eh, o zaman Binbaşı Kakalak’ın da zindanlardan hoşlanıp hoşlanmadığını görmüş oluruz.”

Böylelikle Binbaşı Kakalak’ın Kara Tabanlar’ı başkentin uyumasını bekledi, sonra da Hamurhisar halkını Ickabog’un kapılarına ilk kez dayandığına inandırmak için yola koyuldu. Şehrin oldukça kıyısında, komşu evlerden biraz uzakta kalan bir kulübeyi seçtiler. Evlere girmekte en hünerli adamlar kulübeye girdiler, bunu söylemek bana çok acı veriyor ama orada yaşayan yaşlı kadını öldürdüler, belki bilmek istersiniz, o hanım Fluma Nehri’nde yaşayan balıklarla ilgili çok güzel resimli kitaplar yazmıştı. Bedeni oradan uzakta bir yere gömülmek için götürüldüğünde, bir grup adam Bay Kırlangıçkuyruğu’nun ustalıkla yonttuğu ayaklardan dördünü balık uzmanının evinin etrafında yere bastırdı, eşyalarını ve akvaryumlarını paramparça etti; balıklar soluksuz kalarak yerde öldüler.

Ertesi sabah Tükrer’in casusları planın işe yaramış göründüğünü rapor ettiler. Korkunç Ickabog’un çok uzun zaman boyunca uğramadığı Hamurhisar saldırıya uğrayan son şehir olmuştu. Kara Tabanlar artık bıraktıkları izlerin olağan görünmesini sağlamakta ustalaşmışlardı, kapıları sanki devasa bir canavar paramparça etmiş gibi kırabiliyorlar, sivri metal aletlerle tahta üzerinde diş izi çıkarabiliyorlardı; kalabalık gruplar halinde yaşlı kadının harap haldeki evini görmeye giden Hamurhisar sakinleri tongaya düşmüştü.

Genç Bert Pürneşe annesi akşam yemeğini hazırlamak için eve döndüğünde bile olay mahallinde kaldı. Canavarın ayak izleriyle diş izlerine dair bütün ayrıntıları aklına kazımaya çalışıyordu; babasının intikamını almaktan kesinlikle vazgeçmediğinden, babasını öldüren o korkunç yaratıkla nihayet karşı karşıya geldiğinde neye benzeyeceğini kafasında daha iyi canlandırabilecekti.

Bert canavarın izlerine dair her şeyi ezberlediğinden emin olunca eve döndü, çok kızgındı, kendini odasına kapattı, odasında babasının Ölümcül Ickabog’a Karşı Olağanüstü Cesaret Madalyası’nı ve Daisy Kırlangıçkuyruğu’yla kavgalarının ardından Kral’ın ona verdiği miniminnacık madalyonu çıkardı. Minik madalyon bu günlerde Bert’ü hüzünlendiriyordu. Daisy Pluritanya’ya taşındığından beri onun kadar iyi bir arkadaşı olmamıştı; en azından onun ve babasının kötü Ickabog’dan uzakta olduklarını düşündü.

Bert’ün gözleri öfkeden yaşlarla doldu. Ickabog Savunma Birliği’ne katılmayı o kadar çok istemişti ki! İyi bir asker olacağını biliyordu. Savaşta ölse bile umurunda değildi! Tabii annesi için Ickabog’un kocası gibi oğlunu da öldürmesi çok üzücü olurdu ama öte yandan Bert de babası gibi kahraman ilan edilirdi!

İntikam ve zafer düşünceleri arasında kaybolan Bert madalyaları şömine rafına yerleştirirken minik madalyon parmakları arasından kaydı ve yatağının altına yuvarlandı. Bert yere çöküp ona uzanmaya çalıştı ama erişemedi. Bunun üzerine yatağının altına girdi, minik madalyon en uzak ve en tozlu köşeye yuvarlanmıştı, onu sivri bir şeyle beraber buldu, örümcek ağlarına dolanmış olduğundan çok uzun zamandır orada olduğu anlaşılıyordu.

Bert sivri şeyi ve madalyonu köşeden aldı ve oturdu, şimdi kendi de toz içinde kalmıştı, ne olduğunu anlamadığı nesneyi inceledi.

Mum ışığında, mükemmel bir şekilde yontulmuş ufacık bir Ickabog ayağı gördü, Bay Kırlangıçkuyruğu’nun çok uzun zaman önce yonttuğu oyuncağın geride kalan tek parçasıydı. Bert oyuncağın bütün parçalarını yaktığını sanıyordu ama oyuncağı şömine süngüsüyle parçaladığı sırada bu ayak yatağın altına uçmuş olsa gerekti.

Tam ayağı şömineye fırlatmak üzereydi ki Bert birden vazgeçti ve ayağı daha da dikkatle incelemeye başladı.

Resimleme Önerileri

Otuz dokuz ve kırkıncı bölümlere ait resimleme önerileri şunlardır:

Bir haydut

Posta arabası

Posta çuvalı ve mektuplar

Bert ve Lord Salyan

Minik tahta Ickabog ayağı

Resim yarışmasına katılın!

Bütün Bölümler

Ickabog'un bugüne kadar yayımlanan bütün bölümlerini okuyun.