45. Bölüm

Bert Kocaşişe’de

Bert ilk başta, Cornucopia’daki herkesin Bert Pürneşe’ye karşı tetikte olması için Lord Tükrer tarafından uyarıldığının farkına varmadı. Şehrin kapılarında karşılaştığı muhafızın tavsiyesine uyarak patikaları ve arka yolları takip etti. Kocaşişe kadar kuzeye hiç gelmemişti ama hemen hemen Fluma Nehri’nin güzergâhını izlediğinden doğru yönde gittiğini tahmin ediyordu.

Saçları sertleşmiş, ayakkabıları çamurla dolmuştu, sürülmüş tarlalardan geçti ve çukurlarda uyudu. Üçüncü gece Yayıkkent’e gizlice girene kadar yiyecek bir şey aramaya kalkmadı ve ilk kez orada üzerinde kendi resmi olan bir Aranıyor afişiyle karşılaştı, afiş bir peynircinin penceresine asılıydı. Neyse ki afişte tertemiz gülümseyen bir genç adamın resmi vardı da, karanlık camdan ona dik dik bakan pis serserinin yansımasıyla uzaktan yakından alakası yoktu. Yine de ölü ya da diri yakalandığı takdirde başına yüz duka altını ödül konduğunu görünce hayrete düştü.

Bert karanlık sokaklardan aceleyle ilerledi, cılız köpekleri ve tahtalar çakılmış pencereleri geçti. Bir ya da iki kez onun gibi çöpleri karıştıran perişan haldeki berduşlarla karşılaştı. Sonunda başka kimse kapmadan sert ve birazcık küflenmiş bir parça peyniri ele geçirmeyi başardı. Sonra da artık kullanılmayan bir süt ürünleri dükkânının arkasındaki bir fıçıdan birikmiş yağmur suyu içti ve Yayıkkent’ten çabucak çıkıp patika yollara geri döndü.

Yürüdüğü bütün bu süre boyunca Bert’ün düşünceleri annesine kayıp durdu. Onu öldüremezler, deyip duruyordu kendi kendine. Onu asla öldüremezler. O Kral’ın en gözde hizmetkârı. Cesaret edemezler buna. Annesinin ölme ihtimalini kafasından atmak zorundaydı çünkü onun ölmüş olduğunu düşünmeye başlarsa uyumak için girdiği bir sonraki çukurdan dışarı çıkacak gücü kendinde bulamayabilirdi.

Bert’ün ayakları çok geçmeden su topladı çünkü başka insanlarla karşılaşmamak için yolunu kilometrelerce uzatıyordu. Ertesi gece bir bahçeden çürümekte olan son birkaç elmayı aşırdı ve ondan sonraki gece birinin çöp tenekesinde bir tavuk kemiği buldu, üzerinde kalmış son birkaç parça eti kemirdi. Ufukta Kocaşişe’nin koyu gri siluetini gördüğünde bir demircinin deposundan kemer olarak kullanabileceği, belini saracak uzunlukta bir sicim yürütmek zorunda kalmıştı çünkü o kadar çok zayıflamıştı ki pantolonu üzerinden düşecek gibiydi.

Yolculuğu boyunca Bert kuzenleri Harold’ı bulabilirse her şeyin düzeleceğini söyleyip durdu kendi kendine: Bütün dertlerini bir yetişkinin kucağına bırakacaktı ve Harold her şeyi yoluna koyacaktı. Bert hava kararıncaya kadar şehrin duvarlarının dışında gizlendi, sonra şaraplarıyla meşhur şehre girdi, artık ayaklarındaki yaralar feci şekilde acıdığından hemen Harold’ın tavernasına doğru ilerledi.

Bert yaklaştığında pencerelerde neden hiç ışık olmadığını anladı. Kapılar ve pencereler tahtalarla kapatılmıştı. Taverna kapanmıştı ve Harold ile ailesi orayı terk etmiş gibi görünüyordu.

“Lütfen,” dedi Bert çaresizce, oradan geçen bir kadına, “Harold nereye gitmiş olabilir, bana söyleyebilir misiniz? Burası eskiden Harold’ın tavernası değil miydi?”

“Harold mı?” dedi kadın. “Ah, o bir hafta önce güneye gitti. Hamurhisar’da akrabaları vardı. Kral’ın yanında işe girebilmeyi umuyordu.”

Bert gecenin karanlığına karışan kadını şaşkınlıkla izledi. Soğuk bir rüzgâr esti etrafında ve gözünün ucuyla, üstünde kendi resmi olan Aranıyor afişlerinin yakındaki bir sokak lambası direğinde dalgalandığını gördü. Yorgunluktan bitap düşmüş haldeydi ve şimdi ne yapacağına dair hiçbir fikri yoktu, bu soğuk merdivenlere oturduğunu ve askerler tarafından bulunmayı beklediğini hayal etti.

Tam o sırada sırtında bir kılıcın ucunu hissetti ve kulağının dibinden bir ses şöyle dedi:

Yakaladım seni.


Bütün Bölümler

Ickabog'un bugüne kadar yayımlanan bütün bölümlerini okuyun.