48. Bölüm

Bert ve Daisy Kavuşuyor

Buz gibi kış havası Homur Ana’nın yetimhanesinde de hissedilmeye başlamıştı. Sadece lahana çorbasıyla beslenen, paçavralar içindeki çocuklar soğuk algınlığına ve öksürüğe iyi beslenen çocuklar kadar dayanıklı değildi. Yetimhanenin arka tarafındaki küçük mezarlık yetersiz beslenme, soğuk ve sevgisizlikten ölen John’lar ve Jane’lerle doluyordu, ölen çocukların gerçek adlarını kimse bilmese de diğer çocuklar onların yasını tutuyordu.

Homur Ana’nın Şamarcı John’u Kocaşişe’ye göndermesinin sebebi ölümlerin ani bir artış göstermesiydi, Şamarcı John yetimhanedeki sayılar tutsun diye sokaklarda bulabildiği kadar çok evsiz çocuğu toplayıp yetimhaneye getirecekti. Müfettişler bakımını üstlendiği çocuk sayısı konusunda Homur Ana’nın yalan söylemediğine emin olmak için yılda üç kez yetimhaneyi ziyaret ederlerdi. Homur Ana mümkün olduğunca büyük çocukları almayı tercih ediyordu çünkü onlar küçüklerden daha dayanıklı oluyordu.

Çocuk başına aldığı altınlar sayesinde Homur Ana’nın yetimhanedeki kendi özel dairesi Cornucopia’nın en ihtişamlı odalarından biri olmuştu; kendi dairesinde içine gömülebileceğiniz kadife koltuklar, sürekli yanan harlı bir ateş, kalın ipek kilimler ve yumuşak yünden battaniyelerle örtülü bir yatak vardı. Masası her zaman en iyi kaliteden yiyecekler ve şarapla dolu olurdu. Açlık çeken çocuklar Homur Ana’nın dairesine Yayıkkent peynirleri ve İslişehir turtaları giderken muhteşem kokular alırdı. Homur Ana artık kendi dairesinden çok nadir çıkar olmuştu, o da sadece müfettişleri karşılamak içindi; çocukları idare etme görevini Şamarcı John’a bırakmıştı.

Daisy Kırlangıçkuyruğu yeni gelen iki çocuğa pek dikkat etmedi. Her yeni gelen gibi onlar da pislik ve paçavralar içindeydi, ayrıca Daisy ile Martha olabildiğince çok küçük çocuğu hayatta tutmaya uğraşmakla meşguldü. Küçükler yeterince yiyebilsin diye aç kaldıkları oluyordu ve Daisy sık sık Şamarcı John’un vurmaya çalıştığı küçük bir çocukla onun arasına girdiğinden vücudunda baston izleri taşıyordu. Yeni gelen çocuklara kafa yoracak olsa bu ancak hiç karşı çıkmadan John adını almayı kabul ettiklerinden onları hor görmek için mümkün olabilirdi. Kimsenin onların gerçek adını bilmemesinin çocukların nasıl da işine geldiğini bilemezdi tabii.

Bert ve Roderick yetimhaneye geldikten bir hafta sonra Daisy ile en yakın arkadaşı Martha, Hetty Hopkins’in ikizlerine gizli bir doğum günü kutlaması düzenledi. Küçük çocukların pek çoğu doğum günlerinin ne zaman olduğunu bilmiyorlardı, o yüzden Daisy onlar için bir gün seçiyordu ve kutlama yalnızca iki porsiyon lahana çorbasıyla yapılacak olsa bile o günün mutlaka kutlanmasını sağlıyordu. O ve Martha her zaman küçük çocukları gerçek adlarını akıllarında tutmaya da teşvik ediyorlardı, tabii Şamarcı John’un önünde birbirlerine sadece John ve Jane diye seslenmelerini de öğretiyorlardı.

Daisy’nin ikizler için bir sürprizi vardı. Birkaç gün önce Homur Ana’ya gelen bir paketten iki tane gerçek Hamurhisar pastası yürütmeyi becermişti, gerçi pastaların kokusu Daisy için işkence gibiydi ve onları tek başına yememek için kendini çok zor tutmuştu, ama yine de pastaları ikizlerin doğum günü için saklayabilmişti.

“Ah, ne güzel” diye iç çekti minik kız gözyaşlarıyla.

“Ne güzel” diye tekrar etti erkek kardeşi de.

“Bunlar Hamurhisar’dan geldi, yani başkentten” dedi Daisy onlara. Küçük çocuklara kendi yarım kalan okul günlerinden hatırladıklarını öğretmeye çalışıyor ve sık sık hiç görmedikleri şehirleri anlatıyordu. Martha Daisy’nin Yayıkkent, İslişehir ve Hamurhisar’la ilgili anlattıklarını dinlemekten hoşlanırdı çünkü o Bataklık Diyarı ve Homur Ana’nın yetimhanesi dışında başka hiçbir yerde yaşamamıştı.

İkizler pastalarının son kırıntılarını da yutmuşlardı ki Şamarcı John hışımla odaya girdi. Daisy üzerinde krema kalıntısı olan tabağı saklamaya çalıştıysa da Şamarcı John tabağı fark etti.

“Sen,” diye bağırdı Daisy’ye, bastonu başının üzerine kaldırarak, “yine çalmışsın Çirkin Jane!” dedi. Tam bastonu Daisy’ye indirecekti ki baston havada asılı kaldı. Bert bağırışları duymuş ve ne olduğuna bakmaya gelmişti. Şamarcı John’un yamalı tulum giymiş sıska bir kızı köşeye sıkıştırdığını görünce, aşağı inen bastonu yakaladı ve bırakmadı.

“Sakın ha” dedi Bert Şamarcı John’a alçak sesli bir hırıltıyla. Daisy bu yeni çocuğun Hamurhisar aksanını ilk defa duyuyordu, ama çocuk sertleşmiş yüz hatlarıyla bir zamanlar tanıdığı Bert’ten o kadar farklı ve büyük görünüyordu ki onu tanımadı. Bert ise Daisy’yi esmer, kahverengi örgülü küçük bir kız olarak hatırladığından gözleri alev alev yanan bu kızı aslında tanıdığını anlamamıştı.

Şamarcı John bastonunu Bert’ün elinden çekip almaya çalıştı ama Roderick Bert’ün yardımına yetişti. Kısa bir dövüş oldu ve Şamarcı John’un bir dövüşü kaybettiği ilk kez bütün çocukların hafızasına kazınmış oldu. Sonunda Şamarcı John intikam alacağına dair yemin ederek, kanayan bir dudakla odadan çıktı. İki yeni çocuğun Daisy’yle ikizleri Şamarcı John’un elinden kurtardığı ve Şamarcı John’un aptal gibi görünerek oradan tüydüğü haberi bütün yetimhanede fısıltıyla yayıldı.

O akşamın ilerleyen saatlerinde yetimhanedeki bütün çocuklar yatmaya hazırlandıkları sırada Bert ve Daisy üst katta karşılaştılar ve birbirleriyle konuşmak için biraz beceriksizce durakladılar.

“Çok teşekkür ederim,” dedi Daisy, “yani bugün için.”

“Rica ederim” dedi Bert. “Hep böyle mi davranır?”

“Hemen hemen her zaman” dedi Daisy, hafifçe omuz silkerek. “Ama ikizler pastalarını yedi. Buna çok seviniyorum.”

Bert şimdi Daisy’nin yüzünde tanıdık bir şey gördüğünü sandı, sesinde de Hamurhisar’ı akla getiren bir şey duymuştu sanki. Sonra bakışlarını aşağı çevirip Daisy’nin bacaklarına fazladan parça dikmek zorunda kaldığı, birçok kez yıkanmış eski püskü tuluma baktı.

“Adın ne?” diye sordu.

Daisy onları dinleyen kimsenin olmadığından emin olmak için etrafına bakındı.

“Daisy” dedi. “Ama Şamarcı John etraftayken bana Jane demeyi unutmamalısın.”

“Daisy” dedi Bert nefesi kesilerek. “Daisy – benim! Bert Pürneşe’yim ben!”

Daisy’nin ağzı bir karış açık kalmıştı; farkına varmadan sarılmaya, ağlamaya başladılar, sanki tekrar küçülmüş, güneşli günlerde sarayın avlusunda geçirdikleri zamana dönmüşlerdi – yani Daisy’nin annesi ölmeden ve Bert’ün babası öldürülmeden önceki, Cornucopia’nın dünyanın en mutlu yeri olduğu zamana.

Resimleme Önerileri

Kırk yedi ve kırk sekizinci bölümlere ait resimleme önerileri şunlardır:

Mutlulukla pasta yapan bir mahkûm

Hazırlanmış tatlı ve pastalar

Zindandaki yüksek pencereler

Bert, Daisy’yi Şamarcı John’dan kurtarırken

Bert ve Daisy sarılırken

Resim yarışmasına katılın!

Bütün Bölümler

Ickabog'un bugüne kadar yayımlanan bütün bölümlerini okuyun.