58. Bölüm

Hetty Hopkins

Daisy diğerlerine planından bahsettiğinde Bert plana dahil olmayı reddetti.

“O canavarı korumak ha? Ben yokum” dedi öfkeyle. “Onu öldürmek için yemin ettim Daisy. Ickabog babamı öldürdü!”

“Bert, o öldürmedi” dedi Daisy. “O hiç kimseyi öldürmedi. Lütfen söyleyeceklerini bir dinle!”

Böylelikle, mağarada daha önce çok korkmalarına karşın o gece Bert, Martha ve Roderick ilk kez Ickabog’a bu kadar yaklaştılar ve o da dört insana yıllar önce sisler arasında bir adamla karşı karşıya kaldığı o gecenin hikâyesini anlattı.

“… sarı surat saçı da vardı” dedi Ickabog kendi dudağının üstünü göstererek.

“Bıyık mı?” dedi Daisy.

“Pırıltılı bir kılıcı da vardı.”

“Taşlı” dedi Daisy. “Bu kişi kral olmalı.”

“Peki başka kimle karşılaştın?” diye sordu Bert.

“Hiç kimseyle” dedi Ickabog. “Kaçtım ve bir kayanın arkasına saklandım. Erkekler atalarımın hepsini öldürdü. Korkmuştum.”

“O halde benim babam nasıl öldü?” diye sordu Bert.

“Büyük silahla vurulan senin Ickababan mıydı?” diye sordu Ickabog.

“Vurulan mı?” diye tekrar etti Bert, yüzü kireç gibi olmuştu. “Kaçtıysan bunu nasıl bilebilirsin?”

“Kayanın arkasından gözlüyordum” dedi Ickabog. “Ickabog’lar siste çok iyi görür. Çok korkmuştum. Adamların bataklıkta ne yaptığını görmek istedim. Bir adam başka bir adamı vurmuştu.”

“Salyan!” diye haykırdı Roderick nihayet. Daha önce Bert’e söylemeye korkmuştu ama daha fazla içinde tutamayacaktı. “Bert, bir kez babamın anneme anlattıklarını duydum, terfisini Lord Salyan’a ve onun tüfeğine borçlu olduğunu söylüyordu. Çok küçüktüm… Ne demek istediğini anlamamıştım o zaman… Sana söylemediğim için özür dilerim, ben… Diyeceklerinden korktum.”

Bert birkaç dakika boyunca hiçbir şey demedi. Annesi öpsün diye babasının soğuk, ölü elini Cornucopia bayrağının altından çekip çıkardığı, Mavi Oda’daki o korkunç geceyi hatırlıyordu. Tükrer babasının bedenini göremeyeceklerini söylemiş, Lord Salyan da Binbaşı Pürneşe’yi hep sevmiş olduğunu söylerken onun ve annesinin üzerine turta kırıntıları püskürtmüştü. Bert elini göğsüne götürdü, babasının madalyası tenine değiyordu, Daisy’ye döndü ve kısık sesle:

“Pekâlâ. Ben de varım” dedi.

Böylece dört insan ve Ickabog Daisy’nin planını uygulamaya koyuldular, çabucak harekete geçtiler çünkü kar hızla eriyordu ve askerlerin Bataklık Diyarı’na dönmesinden korkuyorlardı.

İlk önce, çoktan yiyip bitirdikleri peynir, turta ve tatlıları koydukları dev tahta tepsileri aldılar ve Daisy üzerlerine kelimeler oydu. Sonra Ickabog iki oğlanın yük arabasını çamurdan kurtarmasına yardım etti, bu sırada Martha bulabildiği kadar çok mantar topladı, böylece güneye giderken Ickabog karnını doyurabilecekti.

Üçüncü günün şafak vaktinde yola koyuldular. Her şeyi dikkatle planlamışlardı. Ickabog yük arabasını çekiyordu, arabada donmuş yiyeceklerden arta kalanlarla mantar sepetleri vardı. Bert ve Roderick Ickabog’un önünden yürüyorlardı, ikisinin de elinde tepsilerden yaptıkları tahta pankartlar vardı. Bert’ün pankartında şöyle yazıyordu: ICKABOG ZARARSIZDIR. Roderick’in pankartındaysa TÜKRER SİZE YALAN SÖYLEDİ yazıyordu. Daisy Ickabog’un omuzlarında gidiyordu. Onun pankartında şöyle yazıyordu: ICKABOG SADECE MANTAR YER. Martha yiyecekler ve koca bir demet kardelenle gidiyordu, çiçekler Daisy’nin planının bir parçasıydı. Martha’nın pankartında ÇOK YAŞA ICKABOG! KAHROLSUN TÜKRER! yazıyordu.

Kilometreler boyunca kimseyle karşılaşmadılar ama öğle vakti geldiğinde çok cılız tek bir koyunu güden harap haldeki iki kişiyle karşılaştılar. Bu yorgun ve aç çift çocuklarını Homur Ana’ya vermek zorunda kalmış hizmetçi Hetty Hopkins ve kocasından başkası değildi elbette. İş bulmak için ülkeyi baştan başa yürüyorlardı ama kimse onlara iş vermemişti. Yolda açlıktan ölmek üzere olan koyunu bulmuş ve onu yanlarına almışlardı ama yünü o kadar ince ve tel teldi ki hiç para etmiyordu.

Bay Hopkins Ickabog’u gördüğünde hayretten dizleri üstüne düştü, Hetty ise ağzı bir karış açık kalakaldı. Tuhaf grup iyice yaklaştığında karı koca pankartlarda yazanları okudular ve delirdiklerini düşündüler.

Daisy insanların böyle tepki vereceklerini tahmin ettiğinden onlara seslendi.

“Hayal görmüyorsunuz! İşte bu Ickabog, kendisi nazik ve barışseverdir! O hiç kimseyi öldürmedi! Hatta bizim hayatımızı kurtardı!”

Ickabog Daisy’yi düşürmemek için dikkatle eğildi ve cılız koyunun kafasını sevdi. Koyun kaçmak yerine meledi ve gayet korkusuzca kupkuru seyrek otlardan yemeye devam etti.

“Gördünüz mü?” dedi Daisy. “Koyununuz onun zararsız olduğunu anladı! Bizimle gelin, yük arabamıza binebilirsiniz!”

Hopkins’ler o kadar yorgun ve açtı ki hâlâ Ickabog’dan korkmalarına karşın arabaya binip Martha’nın yanına yerleştiler, koyunlarını da yanlarına aldılar. Sonra Ickabog, altı insan ve koyun Kocaşişe’ye doğru yola koyuldular.


Bütün Bölümler

Ickabog'un bugüne kadar yayımlanan bütün bölümlerini okuyun.