28. Bölüm

Homur Ana

Homur Ana evin ön kapısının sıkıca kilitli olduğundan emin olduktan sonra yeni yükümlülüğünün üstünden çuvalı çekip çıkardı.

Bir anda ışıktan gözü kamaşan Daisy gözlerini kırpıştırdı, oldukça dar hatta pis bir koridorda çok çirkin bir ihtiyar kadınla karşı karşıya kalmıştı, kadın kapkara giyinmişti ve burnunun ucunda içinden kıllar uzayan kocaman bir beni vardı.

Yaşlı Kadın Daisy’yi gözünün önünden ayırmadan kart bir sesle, “John!” diye seslendi ve Daisy’den çok daha iri ve yaşça büyük, ebleh ve asık suratlı bir oğlan parmaklarını kütleterek ve ayaklarını sürüye sürüye salona geldi. “Yukarı çıkıp Jane’lere odalarına bir yatak daha koymalarını söyle.”

“Küçük veletlerden birini gönder” diye homurdandı John. “Daha kahvaltımı etmedim bile.”

Homur Ana birdenbire gümüş topuzlu bastonunu oğlanın kafasına savurdu. Daisy gümüş topuzun kemiğe çarpacağını sanıp korkunç bir ses duyacağını düşündü ama oğlan bastondan ustalıkla kaçtı, sanki antrenmanlıydı, sonra yine parmaklarını kütletti ve somurtarak, “Temem, temem” dedi ve çürük merdivenleri çıkıp kayboldu.

“Adın ne?” dedi Homur Ana, Daisy’ye dönerek.

“Daisy” dedi Daisy.

“Hayır, değil” dedi Homur Ana. “Adın Jane senin.”

Daisy çok geçmeden Homur Ana’nın evine gelen her çocuğa aynı şeyi yaptığını öğrenecekti. Bütün kızlar Jane, bütün oğlanlarsa John adını alırdı. Çocuğun yeni adına verdiği tepki, Homur Ana’nın çocuğu terbiye etmesinin tam olarak ne kadar zor olacağını anlamasına yarardı.

Tabii ki Homur Ana’ya gelen çok küçük çocuklar adlarının John ya da Jane olmasını hemencecik kabullenirdi ve gerçek adlarını çabucak unuturdu. John ve Jane adını almanın başlarının üstünde bir çatı olmasının bedeli olduğunu anlayan evsiz ve kayıp çocuklar da değişimi çabuk kabul ederdi.

Fakat nadiren de olsa, yeni adını kabul etmeden önce Homur Ana’yı uğraştıran çocuklar da denk gelirdi. Mesela Homur Ana, Daisy daha ağzını bile açmadan onun o çocuklardan biri olacağını anlamıştı. Bu yeni gelenin suratında edepsiz, gururlu bir ifade vardı ve cılız olmasına karşın tulumu ve sıkılı yumruklarıyla oldukça güçlü duruyordu.

“Benim adım,” dedi Daisy, “Daisy Kırlangıçkuyruğu. Adımı annemin ev sevdiği çiçekten almışım.”

“Annen öldü” dedi Homur Ana, çünkü baktığı çocuklara hep anne babalarının öldüğünü söylerdi. Zavallıcıkların kaçabilecekleri biri olmadığını düşünmeleri en iyisiydi.

“Doğru” dedi Daisy, kalbi çok hızlı atıyordu. “Benim annem öldü.”

“Baban da öldü” dedi Homur Ana.

Korkunç ihtiyar kadın sanki Daisy’nin gözü önünde yüzüyordu. Önceki gün öğleden beri ağzına bir lokma dahi koymamıştı ve bütün geceyi korku içinde Hırgür’ün arabasında geçirmişti. Yine de soğuk, duru bir sesle: “Benim babam hayatta. Ben Daisy Kırlangıçkuyruğu’yum ve benim babam Hamurhisar’da yaşıyor” dedi.

Babasının hâlâ orada olduğuna inanmak zorundaydı. Bundan kuşku duyamazdı, çünkü babası öldüyse eğer, o zaman dünyadan bütün ışık çekilirdi, hem de sonsuza dek.

“Hayır değil” dedi Homur Ana bastonunu kaldırarak. “Baban çoktan nalları dikti ve senin adın Jane.”

Daisy “Benim adım—” diye söze başladı ama Homur Ana’nın bastonu birdenbire bütün hızıyla kafasına doğru savruldu. Daisy iri oğlanın yaptığı gibi eğildi ama baston yine savruldu, bu sefer çok fena kulağına denk gelerek onu yere düşürdü.

“Madem öyle, bir daha deneyelim” dedi Homur Ana. “Benimle tekrar et. ‘Babam öldü ve benim adım Jane.’”

“Söylemeyeceğim işte” diye bağırdı Daisy ve baston bir kez daha savrulmadan önce Homur Ana’nın kolunun altından sıyrılıp evin içine doğru koşmaya başladı, arka kapının üstünde kilit olmayacağını umuyordu. Mutfakta solgun, korkmuş görünen iki çocuk (pis yeşil bir sıvıyı kepçeyle kâselere dolduran bir oğlanla bir kız) ve üzerinde bir sürü kilitle zincir olan bir de kapı vardı. Daisy arkasını dönüp tekrar salona koştu, Homur Ana’nın bastonundan kaçtı, sonra üst kata çıktı, burada zayıf ve solgun başka çocuklar da vardı, ortalığı temizleyip yıpranmış nevresimlerle yatakları hazırlıyorlardı. Homur Ana Daisy’nin peşinden merdivenleri tırmanmaya başlamıştı bile.

“Söyle” dedi kart sesiyle Homur Ana. “Söyle, ‘Babam öldü ve benim adım Jane.’”

“Babam hayatta ve benim adım Daisy!” diye bağırdı Daisy, şimdi tavan arasına açıldığını sandığı tavandaki bir kapağı fark etmişti. Korkmuş bir kızın elinden tüylü toz toplayıcıyı çekip aldı ve kapağı onunla ittirip açtı. İp bir merdiven düştü, Daisy hemen tırmandı ve hemen sonra merdiveni yukarı çekip tavan arasına açılan kapağı çarparak kapattı ki Homur Ana ve bastonu ona ulaşamasın. İhtiyar kadının aşağıda kıs kıs güldüğünü ve oğlanlardan birine Daisy’nin dışarı çıkmaması için kapağın önünde nöbet tutmasını emrettiğini duydu.

Daha sonra Daisy çocukların birbirlerine fazladan başka adlar da verdiklerini öğrenecekti, böylece hangi John ya da Jane’den bahsettiklerini anlayabiliyorlardı. Tavan arasına açılan kapağın önünde nöbet tutan iri oğlan Daisy’nin aşağıda gördüğü çocuktu. Diğer çocuklar arasında lakabı Şamarcı John’du çünkü küçük çocuklara zorbalık ediyordu. Şamarcı John Homur Ana’nın vekili gibi davranıyordu, şimdi de Daisy’ye sesleniyor, ona tavan arasında açlıktan ölen çocuklar olduğunu ve iyice bakarsa onların kemiklerini bulabileceğini söylüyordu.

Homur Ana’nın tavan arası o kadar alçaktı ki Daisy’nin çömelmesi gerekiyordu.

Oldukça da pisti ama çatıdaki minik bir delikten gün ışığı sızıyordu. Daisy deliğe doğru kıvrıldı ve delikten baktı. Kocaşişe’nin siluetini görebiliyordu. Şeker beyazı binalarıyla Hamurhisar’ın aksine burası koyu gri taşlı bir şehirdi. İki adam aşağıdaki sokakta sendeleyerek yürüyor, bir yandan da bağıra çağıra meşhur bir şarkıyı söylüyorlardı.

“İlk şişe Ickabog’u göstermez adama,
İkinci şişede duyarsın bir homurdanma,
Bir tane daha içtin miydi, sokulur yanına yavaşça,
Eyvah, Ickabog orada, al şu şişeyi karışmam yoksa!”
 

Daisy gözü gözetleme deliğine dayalı halde bir saat kadar oturdu, sonra Homur Ana geldi ve bastonuyla kapağa vurdu.

“Adın ne?”

“Daisy Kırlangıçkuyruğu!” diye bağırdı Daisy.

Ve sonraki her saat başında aynı soru geldi ama yanıt değişmedi.

Ancak saatler geçti ve Daisy’nin başı açlıktan dönmeye başladı. Homur Ana’ya her “Daisy Kırlangıçkuyruğu” diye seslenişinde sesi gitgide cılızlaşıyordu. Sonunda gözetleme deliğinden havanın kararmakta olduğunu gördü. Artık çok susamıştı ve adının Jane olduğunu söylemeyi reddetmeyi sürdürürse, Şamarcı John’un diğer çocukları korkuttuğu tavan arasındaki kemikler kendi kemikleri olacaktı.

Bu yüzden Homur Ana tavan arasındaki kapağı bir sonraki çalışında Daisy’nin adını sorunca, o da “Jane” diye yanıt verdi.

“Peki baban hayatta mı?” diye sordu Homur Ana.

Daisy parmaklarını çarpraz tutarak “Hayır” dedi.

“Çok iyi” dedi Homur Ana, kapağı açtı ve ip merdiven düştü.

“Aşağı gel Jane.”

Daisy yanına gelince ihtiyar kadın onun kulağını çekti. “Bu, edepsizlik ettiğin için, seni pis, küçük velet. Şimdi git de çorbanı iç, kâseni yıka, sonra da doğru yatağa.”

Daisy küçük bir kâse lahana çorbasını hapır hupur içti, hayatında yediği en berbat şeydi, sonra Homur Ana’nın bulaşıkları yıkamak için bulundurduğu yağlı fıçıda kâsesini yıkadı ve tekrar yukarı çıktı. Kızların yatak odasında yerde fazladan bir yatak vardı, diğer kızların bakışları altında yavaşça içeri süzüldü ve lime lime battaniyenin altına sokuldu, oda çok soğuk olduğundan giysilerini çıkarmamıştı.

Daisy onunla aynı yaşlarda, mavi gözlü, yumuşak bakışlı, çok zayıf suratlı bir kıza bakarken buldu kendisini.

“Pek çoğumuzdan uzun dayandın” diye fısıldadı kız. Daisy’nin daha önce hiç duymadığı bir aksanı vardı. Daha sonra Daisy o kızın bir Bataklık Sakini olduğunu öğrenecekti.

“Adın ne?” diye fısıldadı Daisy. “Gerçek adın ne?”

Kız masmavi gözleriyle Daisy’yi süzdü.

“Söylememiz yasak.”

“Kimseye söylemem, söz” diye fısıldadı Daisy.

Kız ona dik dik baktı. Tam Daisy onun yanıt vermeyeceğini düşündüğü sırada kız fısıldadı:

“Martha.”

“Tanıştığımıza memnun oldum Martha” diye fısıldadı Daisy. “Benim adım Daisy Kırlangıçkuyruğu ve babam hâlâ hayatta.”


Bütün Bölümler

Ickabog'un bugüne kadar yayımlanan bütün bölümlerini okuyun.