49. Bölüm

Homur Ana’nın Yetimhanesinden Kaçış

Çocuklar genellikle sokağa atılana dek Homur Ana’nın yetimhanesinde kalırlardı. Yetişkin erkek ve kadınlara baktığı için altın alamayacağından sadece Şamarcı John’un yanında kalmasına izin vermişti çünkü Şamarcı John onun işine yarıyordu. Hâlâ altın ettikleri süre boyunca Homur Ana hiçbir çocuğun kaçmasına göz yummazdı, bunun için de bütün kapıları sıkı sıkı kilitleyip sürgülerdi. Sadece Şamarcı John’un anahtarı vardı ve anahtarları çalmaya kalkan son çocuğun yaralarının iyileşmesi için aylar geçmesi gerekmişti.

Daisy ve Martha sokağa atılacakları zamanın yaklaşmakta olduğunu biliyordu ama onları asıl endişelendiren, gittiklerinde geride bıraktıkları ufaklıklara ne olacağıydı. Bert ve Roderick de onlarla aynı zamanlarda, belki daha da erken gitmek zorunda kalacaklarının farkındaydı. Kocaşişe şehrinin duvarlarında hâlâ üzerinde Bert’ün suratının resmi olan Aranıyor afişleri olup olmadığını öğrenme şansları yoktu ama afişlerin kaldırılmış olma ihtimali düşük görünüyordu. Homur Ana ve Şamarcı John çatılarının altında yüz duka altını değerinde bir kaçağın olduğunu anlayacak diye dördü de günlerini korkuyla geçiriyordu.

Bu arada Bert, Daisy, Martha ve Roderick her gece diğer çocuklar yattıktan sonra bir araya gelip Cornucopia’da olanlarla ilgili bildiklerini ve kişisel hikâyelerini birbirleriyle paylaşıyorlardı. Bu toplantıları Şamarcı John’un asla adımını dahi atmadığı tek yerde yapıyorlardı: Mutfakta lahanaların durduğu geniş dolapta.

Roderick Bataklık Sakinleri’yle ilgili espriler yaparak büyümüştü ve bu toplantıların ilkinde Martha’nın aksanına gülmüştü, ama Daisy onu öyle bir azarladı ki bir daha hiç böyle bir şey yapmadı.

Ateş etrafında toplanır gibi tek bir mumun etrafında, yığınlar halindeki berbat kokan kartlaşmış lahanalar arasında oturuyorlardı. Daisy iki oğlana nasıl kaçırıldığını anlattı, Bert babasının bir çeşit kazada öldüğünden korktuğunu söyledi, Roderick de Kara Tabanlar’ın insanların Ickabog’a inanmaya devam etmesi için şehirlerde düzenledikleri sahte saldırıları anlattı. Ayrıca posta arabalarının yolunun nasıl kesildiğini, iki lordun ülkeden arabalar dolusu altını nasıl çaldığını ve yüzlerce insanın katledildiğini ya da Tükrer’in işine yarayacak olanların hapse atıldığını da anlattı.

Ancak her iki oğlanın da sakladığı bir şey vardı ve ben size bunların ne olduğunu söyleyeceğim.

Roderick, Binbaşı Pürneşe’nin yıllar önce bataklıkta kazara vurulduğundan şüpheleniyordu ama bundan Bert’e hiç bahsetmemişti çünkü bu olayı daha önce anlatmadığı için Bert’ün onu suçlamasından korkuyordu.

O sırada Bert ise Kara Tabanlar’ın kullandığı dev ayakları Bay Kırlangıçkuyruğu’nun yonttuğundan emindi ama Daisy’ye bundan bahsetmedi. Bay Kırlangıçkuyruğu’nun ayakları yonttuktan sonra öldürülmüş olabileceğinden emin olduğu için Daisy’ye babasının hâlâ hayatta olduğuna dair sahte bir umut vermek istemedi. Roderick Kara Tabanlar’ın kullandığı ayak takımlarını kimin yonttuğunu bilmediğinden onun Daisy’nin babasının bu saldırılarda nasıl bir rolü olduğuna dair hiçbir fikri yoktu.

Lahana dolabında buluştukları altıncı gece, “Peki ya askerler?” diye sordu Daisy Roderick’e. “Ickabog Savunma Birliği’yle Kraliyet Muhafızları? Onlar da bu işin bir parçası mı?”

“Bir bakıma öyle olmalılar,” dedi Roderick, “ama sadece en tepedekiler her şeyi biliyor – iki lord ve benim... babamın yerine her kim geçtiyse o” dedi Roderick ve bir süre sessiz kaldı.

“Askerler ortada bir Ickabog olmadığını biliyor olmalı,” dedi Bert, “Bataklık Diyarı’nda geçirdikleri o kadar zaman sonra özellikle de.”

“Gerçi bir Ickabog var” dedi Martha. Roddy gülmedi, yeni tanışmış olsalar gülebilirdi. Daisy her zaman yaptığı gibi Martha’yı duymazdan geldi ama Bert nazikçe şöyle dedi: “Ne olduğunu anlayana kadar gerçek olduğuna ben de inanıyordum.”

O gecenin ilerleyen saatlerinde ertesi akşam tekrar buluşmak üzere sözleşip yataklarına döndüler. Her biri ülkeyi kurtarma hırsıyla yanıp tutuşuyordu ama silahları olmadan Tükrer ve onun bir sürü askerine karşı koyamayacakları gerçeğiyle karşı karşıya kalıyorlardı.

Yine de yedinci günde kızlar lahana dolabına geldiklerinde yüzlerindeki ifadeden Bert kötü bir şey olduğunu anladı.

Martha dolabın kapısını kapatır kapatmaz, “Sorunumuz var” diye fısıldadı Daisy. “Homur Ana ve Şamarcı John’un biz yatağa gitmeden hemen önce konuştuğunu duyduk. Bir yetimhane müfettişi yoldaymış. Yarın öğleden sonra burada olacakmış.”

Oğlanlar birbirine baktı, çok endişelenmişlerdi. İstedikleri en son şey bir yabancının onları tanıması ve kaçak olduklarını anlamasıydı.

“Gitmemiz gerek” dedi Bert Roderick’e. “Şimdi. Bu gece. Hep birlikte Şamarcı John’dan anahtarları alabiliriz.”

“Ben varım” dedi Roderick, yumruklarını sıkarak.

“Pekâlâ, Martha’yla ben de sizinle geliyoruz” dedi Daisy. “Bir planımız var.”

“Ne planı?” diye sordu Bert.

“Diyorum ki dördümüz kuzeye gidelim, Bataklık Diyarı’ndaki askeri kampa” dedi Daisy. “Martha yolu biliyor, o bizi götürür. Oraya vardığımızda askerlere Roderick’in bize anlattığı her şeyi anlatırız, Ickabog’un gerçek olmadığını...”

“Aslında gerçek” dedi Martha ama diğer üçü onu duymazlıktan geldi.

“... cinayetleri, Tükrer ile Salyan’ın ülkeden çaldığı altınları anlatırız. Tükrer’le tek başımıza başa çıkamayız. Ona itaat etmeyi bırakıp ülkemizi geri almak için bize yardım edecek bazı iyi askerler de mutlaka vardır!”

“Bu iyi bir plan,” dedi Bert yavaşça, “ama siz kızların gelmemesi gerektiğini düşünüyorum. Tehlikeli olabilir. Roderick’le ben gideriz.”

“Hayır, Bert” dedi Daisy, gözlerinden neredeyse ateş çıkıyordu. “Dördümüz bir olursak konuşabileceğimiz asker sayısı iki katına çıkar. Lütfen tartışmayalım. Yakında bir şeyler değişmezse yetimhanedeki çocukların çoğu daha kış bitmeden mezarlığı boylayacak.”

Bert’ün iki kızın gelmesini kabul etmesi için biraz daha uğraşmaları gerekti çünkü Bert kendince Daisy ve Martha’nın yolculuk edemeyecek kadar çelimsiz olduklarını düşünüyordu, yine de sonunda kabul etti.

“Pekâlâ. Yataklarınızdan battaniyelerinizi alsanız iyi olur çünkü bu uzun ve soğuk bir yürüyüş olacak. Şamarcı John’u Roddy’yle ben hallederiz.”

Böylelikle Bert ile Roderick gizlice Şamarcı John’un odasına girdiler. Sert ve kısa bir dövüş oldu. Homur Ana akşam yemeğinde iki şişe içtiği için şansları yaver gitti, yoksa bütün o gürültü patırtı ve bağrışmalar onu muhakkak uyandırırdı. Şamarcı John’u kan ve yara bere içinde bıraktılar, Roderick onun çizmelerini de çaldı. Sonra onu odasına kilitleyen iki oğlan ön kapının yanında bekleyen kızların yanına koştu. Kapının bütün kilitlerini açıp zincirlerini gevşetmeleri beş uzun dakikalarını aldı.

Kapıyı açtıklarında buz gibi bir rüzgâr karşıladı onları. Yetimhaneye son bir kez baktılar ve omuzlarına attıkları lime lime battaniyeleriyle Daisy, Bert, Martha ve Roderick sokağa süzülüp kışın ilk kar taneleri altında Bataklık Diyarı’na doğru yola koyuldular.


Bütün Bölümler

Ickabog'un bugüne kadar yayımlanan bütün bölümlerini okuyun.