13. Bölüm

Kaza

Her iki lordun da Kral ile Yüzbaşı Kakalak’ı sisin içindeki küçük açıklıklarında bırakıp bataklığa doğru ilerlemekten başka seçenekleri yoktu. Tükrer önden ilerliyordu, böylece yere sağlam basabileceğini sanıyordu. Salyan onu yakından takip ediyor, hâlâ Tükrer’in paltosunun eteğini sıkı sıkı tutuyordu, ama çok ağır olduğundan her bir adımıyla derinlemesine yere batıyordu. Sis nemli ve yapış yapıştı, onları neredeyse tamamen kör etmişti. Tükrer’in bütün çabasına karşın her iki lordun çizmeleri kokuşuk suyla ağızlarına kadar doldu.

Bataklıkta bata çıka yürüdükleri sırada Tükrer, “O kahrolası sersem!” diye homurdandı. “O lanet olası soytarı! Hepsi onun suçu, fare beyinli moron!”

“Kılıcı cidden kaybolduysa ona iyi bir ders olur” dedi Salyan, artık beline kadar bataklığa batmıştı.

“Umalım da öyle olmasın, yoksa bütün gece burada kalırız” dedi Tükrer. “Ah şu sise de lanet olsun!”

Zar zor ilerlemeye çabaladılar. Pus birkaç adımda bir hafifliyor, sonra tekrar kapanıyordu. Kaya parçaları hayalet filler gibi bir anda ortaya çıkıyor, sazlar aynı yılanlar gibi tıslayarak hışırdıyordu. Tükrer ile Salyan Ickabog diye bir şey olmadığını bildikleri halde, içlerinde bir his o kadar da emin değil gibiydi.

“Bıraksana beni!” diye payladı Tükrer Salyan’ı. Salyan sürekli onun paltosunu çekiştirip durduğundan, Tükrer canavarın pençelerini ya da çenesini paltosunun arkasına geçirdiğini zannediyordu.

Salyan bıraktı ama o da anlamsız bir korkuya kapılmıştı, o yüzden tüfeğinin kayışını gevşetip hazır etti.

“Neydi o?” diye fısıldadı Tükrer, önlerinde uzanan karanlıktan tuhaf bir ses duymuşlardı.

Her iki lord da daha iyi duyabilmek için durdu.

Sisten alçak bir hırıltıyla şapırtı sesi geliyordu. İki adamın kafasında korkunç bir görüntü uyandı, canavar Kraliyet Muhafızları’ndan birinin üzerine eğilmiş, kendine ziyafet çekiyordu sanki.

“Kim var orada?” diye seslendi Tükrer tiz bir sesle.

Uzakta bir yerden Binbaşı Pürneşe geri seslendi:

“Lord Tükrer, siz misiniz?”

“Evet” diye bağırdı Tükrer. “Tuhaf bir şey duyuyoruz Pürneşe! Sen de duyuyor musun?”

Lordlara göre hırıltıyla şapırtı sesi daha da artmış gibiydi.

Sonra sis kalktı. Tam önlerinde parıldayan bembeyaz gözleriyle canavarsı kara bir siluet belirdi ve uzun bir uluma koyuverdi.

Salyan tüfeğini ateşleyince sağır edici bir patlama bataklığı sarstı sanki. Alaydaki adamların korku içindeki çığlıkları o göze görülmez alanda yankılandı, sonra Salyan’ın atışı onu korkutmuşçasına sis iki lordun önünden perde gibi kalktı ve önlerini gayet açık bir şekilde görebildiler.

Ay bir bulutun arkasından çıktı ve tam o anda dibinde dikenli dallar olan geniş bir granit parçası gördüler. Cılız bir köpek bu çalılara dolanmış ve korkmuştu, inleyerek kendini kurtarmaya çabalıyor, gözleri yansıyan ay ışığında parlıyordu.

Dev kaya parçasının biraz gerisinde, Binbaşı Pürneşe bataklığa yüzüstü uzanmış halde yatıyordu.

“Ne oldu?” diye bağırdı birkaç ses sislerin arasından. “Kim ateş etti?”

Ne Tükrer ne de Salyan cevap verdi. Tükrer olabildiğince çabuk Binbaşı Pürneşe’ye doğru ilerledi. Küçük bir inceleme yeterli oldu: Binbaşı çoktan ölmüştü, karanlıkta Salyan tarafından kalbinden vurulmuştu.

“Aman Tanrım, Tanrım, ne yapacağız?” diye sızlandı Salyan, Tükrer’in yanına gelmişti.

“Sesini çıkarma!” diye fısıldadı Tükrer.

Bütün o üçkâğıt ve kurnazlıklarla dolu hayatı boyunca düşündüğünden çok daha hızlı düşünüyordu. Gözleri yavaşça Salyan’dan silaha doğru kaydı, sonra çobanın çalılara dolanmış köpeğine, Kral’ın çizmelerine ve taşlı kılıcına, ki şimdi fark ettiği üzere kılıç dev kaya parçasının biraz ötesinde bataklığa yarı gömülü duruyordu.

Tükrer bata çıka ilerleyip Kral’ın kılıcını aldı ve onu köpeği tutsak eden çalıları kesmek için kullandı. Sonra zavallı hayvana sağlam bir tekme yapıştırdı, köpek de havlaya havlaya sisin içine doğru koştu.

“İyi dinle” diye mırıldandı Tükrer Salyan’a dönerek ama daha planını açıklayamadan sisin içinden bir başka iri siluet belirdi: Yüzbaşı Kakalak.

“Beni Kral gönderdi” dedi Yüzbaşı, nefes nefese kalmıştı. “Çok korktu. Ne old—”

Sonra Kakalak yerde ölü halde yatmakta olan Binbaşı Pürneşe’yi gördü.

Tükrer hemen Kakalak’ın planına dahil edilmesi zorunluluğunu kavradı, aslında çok da faydalı olabilirdi.

“Tek kelime etme Kakalak,” dedi Tükrer, “bırak da sana olanları anlatayım.”

“Ickabog cesur Binbaşı Pürneşe’mizi öldürdü. Bu trajik ölüm sebebiyle yeni bir binbaşıya ihtiyacımız olacak ve tabii ki bu kişi sen olacaksın Kakalak, çünkü sen komutan yardımcısısın. Maaşına iyi bir zam yapılmasını tavsiye etmeliyim, ne de olsa çok cesur davrandın –beni dikkatle dinle Kakalak– sislerin arasına kaçan o korkunç Ickabog’un peşine düşmekle çok cesur davrandın. Görüyorsun ya, Lord Salyan ve ben geldiğimizde Ickabog zavallı Binbaşı’nın bedenini yiyip yutmaya başlamıştı bile. Canavar Lord Salyan’ın tüfeğinden korkunca (tüfek dikkatlice havaya ateşlendi tabii) Pürneşe’nin bedenini bırakıp kaçtı. Sen cesurca canavarın peşinden gidip Kral’ın kılıcını geri almaya çalıştın, ki kılıç yarı yarıya canavarın kalın postuna gömülüydü – ama kılıcı geri alamadın Kakalak. Zavallı Kral için çok üzücü. Sanırım paha biçilmez kılıç büyükbabasına aitti ama sanıyorum ki artık Ickabog’un ininde sonsuza kadar kayboldu.”

Böyle diyerek Tükrer kılıcı Kakalak’ın kocaman ellerine bastırdı. Yeni terfi almış olan binbaşı kılıcın taşlı kabzasına baktı ve yüzüne Tükrer’in suratındakine eş acımasız ve kurnaz bir gülümseme yayıldı.

“Evet, kılıcı geri alamamış olmam gerçekten çok üzücü lordum” dedi, kılıcı gömleğinin altına saklayarak. “Şimdi zavallı Binbaşı’nın bedenini saralım çünkü canavarın sivri dişlerinin izlerini onun bedeninde görmek diğerleri için korkunç bir tecrübe olur.”

“Ne kadar da hassassınız Binbaşı Kakalak” dedi Lord Tükrer ve iki adam pelerinlerini çıkarıp bedeni sardılar. Salyan çok rahatlamış halde onları izliyordu; kazara Pürneşe’yi öldürdüğünü kimsenin bilmesine gerek kalmamıştı artık.

Binbaşı Pürneşe’nin bedeni güzelce gizlenince, “Lord Tükrer, bana Ickabog’un neye benzediğini hatırlatabilir miydiniz acaba?” diye sordu Kakalak. “Onu üçümüz beraber gördüğümüz için aklımızda aynı kalmıştır muhakkak.”

“Çok doğru” dedi Lord Tükrer. “Pekâlâ, Kral’ın dediğine göre canavar iki at kadar büyük ve gözleri de fener gibi.”

“Aslında,” dedi Salyan göstererek, “dibinde köpeğin gözlerinin parladığı şu kocaman kaya parçasına çok benziyor.”

“İki at kadar uzun, gözleri fener gibi” diye tekrar etti Kakalak. “Pekâlâ lordlarım. Pürneşe’yi omzuma almama yardımcı olabilirseniz, onu Kral’a götürüp Binbaşı’nın nasıl öldüğünü açıklayacağım.”

Resimleme Önerileri

On iki ve on üçüncü bölüme ait resimleme önerileri şunlardır:

Kral Fred’in taşlı kılıcı

Üstü başı çamur içindeki Kral Fred

Binbaşı Kakalak

Fener gibi gözleri olan hayali bir canavar

Tüfek

Çalılara dolanmış ihtiyar köpek Yama

Resim yarışmasına katılın!