12. Bölüm

Kral’ın Kayıp Kılıcı

Saniyeler içinde, kraliyet alayının her bir üyesinin gözleri beyaz kalın bir kumaşla bağlanmış gibi oldu. Sis o kadar yoğundu ki kendi ellerini bile göremez olmuşlardı. Ortalığı kaplayan pus çok fena durgun su ve balçıktan meydana gelen bataklık kokuyordu. Adamların çoğu akılsızlık edip oldukları yerde dönünce ayaklarının altındaki yumuşak zemin kayar gibi oldu. Birbirlerini görmeye çalışırken yön duygularını tamamen yitirdiler. Her bir adam kör edici beyaz bir denizde sürükleniyormuş gibi hissetti; Binbaşı Pürneşe ise hâlâ aklı başında olanlardan biriydi.

“Dikkatli olun!” diye seslendi. “Zemin aldatıcı olabilir. Kıpırdamayın, hareket etmeye yeltenmeyin sakın!”

Ama bir anda korkuya kapılan Kral Fred dikkat etmedi. Aniden yerinden fırladı, Binbaşı Pürneşe’ye doğru gittiğini sanıyordu ama birkaç adım attığı anda buz gibi bataklığa batmakta olduğunu fark etti.

“İmdat!” diye bağırdı, pırıl pırıl çizmeleri buz gibi bataklık suyuna gömülmüştü. “İmdat! Pürneşe, neredesin? Batıyorum!”

Telaşlı seslerin ve birbirine çarpan zırhların gürültüsü anında kapladı ortalığı. Muhafızlar Kral’ı bulmak için dört bir yana koşturdu, kayıp birbirlerine çarpıyorlardı ama debelenen Kral’ın sesi gitgide boğuklaşıyordu.

“Çizmelerimi kaybettim! Neden kimse bana yardım etmiyor? Herkes nerede?”

Lord Tükrer ve Salyan, Pürneşe’nin tavsiyesini dinleyip, sis çöktüğünde bulundukları yerde hiç kıpırdamadan durmuşlardı. Tükrer, Salyan’ın geniş pantolonunun bir kıvrımına sıkı sıkı yapışmıştı, Salyan ise Tükrer’in binici paltosunun eteğini sıkı sıkı tutuyordu. Hiçbiri Fred’e yardım etmek için en ufak bir çaba bile göstermiyor, tir tir titreyerek ortalığın durulmasını bekliyorlardı.

“O ahmak bataklığa gömülürse biz de eve gidebiliriz hiç değilse” diye mırıldandı Tükrer Salyan’a.

Kargaşa daha da artmıştı. Şimdi de Kraliyet Muhafızları’ndan birkaçı Kral’ı ararken bataklığa saplanmıştı. Havada bağırışlar, tangırtılar ve vıcık vıcık sesler yankılanıyordu. Binbaşı Pürneşe askerleri düzene sokmak için beyhude bir çaba harcıyor, bağırıp duruyordu, Kral’ın sesiyse gitgide zayıflayarak onlardan uzaklaşırcasına kapkara geceye karışıyordu.

Ve sonra, karanlığın içinden dehşet içindeki birinin korkunç çığlığı yükseldi.

“PÜRNEŞE, BANA YARDIM ET, CANAVARI GÖREBİLİYORUM!”

“Geliyorum Majesteleri!” diye haykırdı Binbaşı Pürneşe. “Bağırmaya devam edin efendim, sizi bulacağım!”

“İMDAT! BANA YARDIM ET PÜRNEŞE!” diye bağırdı Kral Fred.

Salyan, “O ahmağa ne oldu?” diye sordu Tükrer’e, ama daha Tükrer yanıt bile veremeden iki lordun etrafındaki sis çöktüğü gibi hızla dağıldı, böylelikle birbirlerini görebilecekleri ufak bir açıklıkta durdular ama yine de dört bir yanlarında kalın beyaz pus duvarları yükseliyordu. Kral’ın, Pürneşe’nin ve diğer askerlerin sesleri gitgide zayıflıyordu.

“Daha kımıldama” diyerek Salyan’ı uyardı Tükrer. “Sis biraz daha dağılırsa atları buluruz, sonra da güvenli bir yere çekiliriz—”

Tam o anda, balçıkla kaplı siyah bir figür sis duvarından dışarı fırladı ve iki lordun üstüne atıldı. Salyan tiz bir çığlık attı ve Tükrer de yaratığın üzerine atıldı ama ıskaladı çünkü yaratık ağlayarak yere kapaklanmıştı. İşte o zaman Tükrer de anlaşılmaz sesler çıkarıp hıçkıran, balçıkla kaplı canavarın aslında Kral Korkusuz Fred olduğunu fark etti.

“Şükürler olsun sizi bulduk Majesteleri, sizi aramadığımız yer kalmadı!” diye haykırdı Tükrer.

“Ick-Ick-Ick—” diye hıçkırdı Kral.

“Hıçkırık tuttu herhalde” dedi Salyan. “Korkut onu.”

“Ick-Ick-Ickabog!” diye inledi Fred. “Onu gö-gö-gördüm! Devasa bir canavar – beni neredeyse yakalayacaktı!”

“Affedersiniz Majesteleri, anlayamadım?” diye sordu Tükrer.

“Ca-ca-canavar gerçek!” diye yutkundu Fred. “Hayatta o-olduğum için şanslıyım! Hadi atlara! Buradan tüymemiz gerek, hemen!”

Kral Fred, Tükrer’in bacağına tırmanarak ayağa kalkmaya çalıştı ama Tükrer üstüne balçık bulaşmasın diye hızla kenara çekildi ve Fred’i avutmak için en temiz tarafı olan başını yumuşakça sıvazladı.

“Eh, tamam, geçti Majesteleri. Bataklığa düşerek çok travmatik bir tecrübe yaşadınız. Daha önce de konuştuğumuz gibi kaya parçaları böylesine yoğun bir siste canavar gibi görünebilir—”

“Kes şunu Tükrer, ben ne gördüğümü biliyorum!” diye bağırdı Kral, bir yandan yardım almaksızın ayağa kalkmaya çabalıyordu. “İki at kadar uzundu ve gözleri kocaman fenerler gibiydi! Kılıcımı çektim ama ellerim balçıkla kaplı olduğundan elimden kaydı, bana da saplanan çizmelerimden ayaklarımı kurtarıp oradan sürünerek uzaklaşmaktan başka çare kalmadı!”

İşte o zaman dördüncü bir adam sisin içindeki küçük açıklığa vardı: Roderick’in babası Yüzbaşı Kakalak, Binbaşı Pürneşe’nin yardımcısıydı – simsiyah bıyıklı iriyarı bir adamdı. İşte birazdan Yüzbaşı Kakalak’ın asıl yüzünü göreceğiz. Şimdilik bilmeniz gereken tek şey Kral’ın onu gördüğüne ne kadar memnun olduğu, çünkü o Kraliyet Muhafızları’nın en iri üyesiydi.

“Ickabog’un izine rastladın mı Kakalak?” diye inledi Fred.

“Hayır Majesteleri,” dedi Yüzbaşı Kakalak saygıyla eğilerek, “tek gördüğüm sis ve çamur oldu. N’olursa olsun Majesteleri’nin güvende olmasına sevindim. Siz beyler burada kalın, ben de birlikleri toplayayım.”

Kakalak gitmeye yeltenince Kral Fred ciyak ciyak bağırmaya başladı. “Hayır, ya canavar bu tarafa gelirse, burada benimle kal Kakalak! Tüfeğin yanında değil mi? Harika – ben kılıcımı ve çizmelerimi kaybettim gördüğün gibi. En güzel resmî kılıcımdı, kabzası taşlıydı!”

Yanında Yüzbaşı Kakalak varken kendini çok daha güvende hissetmesine rağmen tir tir titreyen Kral daha önce hiç hatırlayamadığı kadar korkmuş ve üşümüştü. Üstelik kimsenin onun Ickabog’u gerçekten gördüğüne inanmadığına dair kötü bir his vardı içinde, Tükrer’in Salyan’a gözlerini devirdiğini gördüğünde artan bir his.

Kral’ın gururu incinmişti.

“Tükrer, Salyan,” dedi, “kılıcımı ve çizmelerimi geri istiyorum! Orada bir yerdeler” diye de ekledi, kolunu etraflarını tamamen kuşatmış olan sisin içinde sallıyordu.

“Acaba – acaba sisin dağılmasını beklesek daha iyi olmaz mı Majesteleri?” diye sordu Tükrer gergin bir halde.

“Kılıcımı istiyorum!” diye parladı Kral Fred. “Büyükbabamın kılıcıydı ve çok kıymetliydi! İkiniz gidin ve bulun onu. Ben burada Yüzbaşı Kakalak’la beraber beklerim. Sakın eliniz boş dönmeyin.”