11. Bölüm

Kuzeye Yolculuk

Hamurhisar’dan kırsala doğru ilerlerken Kral Fred’in keyfi gitgide yerine geldi. Kral’ın Ickabog’u bulmak için çıktığı bu ani keşif gezisinin haberi engebeli yemyeşil çayırlarda çalışmakta olan çiftçilere kadar ulaşmış, çiftçiler de Kral, iki lord ve Kraliyet Muhafızları geçerken tezahürat yapmak üzere aileleriyle birlikte çabucak gelmişti.

Henüz öğle yemeğini yemediğinden Kral, Yayıkkent’te mola verip geç akşam yemeği yemeye karar verdi.

“Burada biraz sıkıntı çekeceğiz beyler, biz askerler için bu ne ki!” diye bağırdı bölüğüne, peyniriyle ünlü şehre girdikleri sırada. “Yarın sabah da ilk ışıkla tekrar yola koyulacağız!”

Ama tabii ki Kral’ın sıkıntı çekmesi diye bir şey söz konusu bile olamazdı. Yayıkkent’in en iyi hanındaki misafirler Kral’a yer açmak için sokağa atılmışlardı, böylece Fred o gece kızarmış peynir ve çikolata fondüden oluşan sağlam bir akşam yemeğinden sonra ördek tüyünden bir yatağı olan pirinç bir karyolada uyudu. Lord Tükrer ile Lord Salyan ise geceyi ahırın üzerinde bulunan küçücük bir odada geçirmek zorunda kaldılar. At sırtında geçirdikleri uzun bir günün ardından ikisi de ağrılar içindeydi. Neden diye sorarsanız, haftanın beş günü ava gitseler de aslında yarım saatlik bir avdan sonra genellikle bir ağacın arkasında oturmak için sıvıştıklarından ve saraya dönme vakti gelene dek sandviçlerini yiyip şaraplarını içtiklerinden tabii. Hiçbiri eyer üstünde saatler geçirmeye alışık değildi ve Tükrer’in kemikli alt tarafları çoktan berelenmeye başlamıştı bile.

Ertesi sabah erken saatte, Binbaşı Pürneşe, İslişehir sakinlerinin Kral’ın kendi olağanüstü şehirleri yerine Yayıkkent’te konaklamayı tercih etmesi sebebiyle kırgın oldukları haberini getirdi. Popülerliğini kaybetmemek uğruna Kral Fred bölüğüne etraflarındaki çayırlardan devasa bir daire çizerek, yol boyunca çiftçilerin tezahüratları eşliğinde, gece çökmeden İslişehir’e varmak üzere yola çıkma emri verdi. Kraliyet alayını cızırdayan sosislerin nefis kokusu karşıladı ve coşkulu kalabalık ellerinde fenerlerle Fred’e şehirdeki en iyi odaya kadar eşlik etti. Burada ona kızarmış öküz ve ballı jambon ikram edildi, kaz tüyü yataklı oyma bir meşe karyolada uyudu, Tükrer ile Salyan ise normalde iki hizmetçinin kaldığı çatı katındaki minicik bir odayı paylaşmak zorunda kaldı. Tükrer’in poposu dayanılmayacak acılar içindeydi ve sırf sosisçileri memnun etmek için neredeyse altmış beş kilometrelik bir daire çizmeye mecbur edildiğinden çok öfkeliydi. Salyan, Yayıkkent’te gereğinden fazla peynir yemişti ve İslişehir’de de üç biftek götürdüğünden hazımsızlık sebebiyle bütün geceyi ayakta geçirdi.

Ertesi gün Kral ve adamları tekrar yola koyuldular ve bu sefer kuzeye yöneldiler, çok geçmeden üzüm bağlarından geçtiler, hevesli üzüm toplayıcıları Cornucopia bayraklarıyla belirdi ve mutluluktan havalara uçan Kral onlara el salladı. Tükrer poposuna bağladığı yastığa rağmen acıdan neredeyse ağlamak üzereydi, Salyan’ın geğirtileriyle inlemeleri ise yere vuran toynakların takırtısı ve yularların şıkırtısının ardından bile duyuluyordu.

O gece Kocaşişe’ye vardıklarında trompetlerle karşılandılar ve bütün şehir ulusal marşı söyledi. Fred o gece köpüklü şarap ve trüf mantarıyla ziyafet çekti ve ardından kuğu tüyü yataklı, ipekli, dört ayaklı bir karyolada uyumaya çekildi. Ama Tükrer ile Salyan hanın mutfağı üzerindeki bir odayı bir çift askerle paylaşmak zorunda kaldı. Çakırkeyif Kocaşişe sakinleri sokaklarda sendeleyerek Kral’ın şehirlerinde bulunmasını kutluyordu. Tükrer gecenin büyük kısmını buz dolu bir kovaya oturarak, gereğinden fazla kırmızı şarap içmiş olan Salyan da aynı süreyi köşedeki bir başka kovaya kusarak geçirdi.

Ertesi sabah şafak vakti, Kral ve alayı Kocaşişe sakinlerinin geleneksel vedasının ardından Bataklık Diyarı’na gitmek üzere yola koyuldu, şampanyalar gök gürültüsünü andıran bir sesle patlayınca Tükrer’in atı onu üstünden fırlatıp yola attı. Tükrer’in üstündeki tozları silkip yastığı tekrar poposuna koydukları zaman ve Fred’in gülmesi durduğunda alay tekrar yoluna devam edebildi.

Çok geçmeden Kocaşişe’yi arkalarında bıraktılar, sadece kuş sesi duyuyorlardı şimdi. Yolculukları boyunca ilk kez yol kenarları boştu. Yavaş yavaş yemyeşil çayırlar yerini ince kuru otlara, çarpık ağaçlar ve kocaman kaya parçalarına bıraktı.

Neşeli Kral, “Olağanüstü bir yer, öyle değil mi?” diye bağırdı Tükrer ile Salyan’a. “Sonunda Bataklık Diyarı’nı gördüğüme çok memnunum, siz de öyle değil misiniz?”

İki lord aynı fikirde olduklarını belirtti ama Fred önüne döndüğü anda kaba hareketler yapıp onun arkasından daha da ayıp şeyler söylediler.

Sonunda kraliyet alayı birkaç kişiyle karşılaştı ve bu Bataklık Sakinleri onlara bakakaldı! Taht Odası’ndaki çoban gibi dizleri üstüne düştüler ve tezahürat etmeyi ya da alkışlamayı unuttular ama daha önce Kraliyet Muhafızları ve Kral'a benzeyen hiçbir şey görmemiş gibi, ki görmemişlerdi, ağızları bir karış açık kaldı, çünkü Kral Fred taç giyme töreninin ardından Cornucopia’nın bütün büyük şehirlerini ziyaret etmişti ama hiç kimse ta Bataklık Diyarı’na kadar gelip orayı da ziyaret etmesinin vaktine değeceğini düşünmemişti.

“Basit insanlar, evet, ama nasıl da duygusallar değil mi?” diye neşeyle seslendi Kral adamlarına, birkaç kılıksız çocuk muhteşem atlara hayran hayran bakarken. Ömürlerinde böyle gösterişli ve besili hayvanlar görmemişlerdi.

“Bu gece nerede konaklıyoruz?” Salyan harap haldeki taş kulübelere bakarak Tükrer’e fısıldadı. “Burada han yok!”

“Eh, en azından bu da bir şeydir” diye fısıldadı Tükrer. “Hepimiz gibi o da biraz sıkıntı çekmek zorunda kalacak, bakalım hoşuna gidecek mi.”

O öğleden sonra yola devam ettiler ve sonunda güneş batarken Ickabog’un yaşadığı sözde bataklığı gördüler: Tuhaf kaya oluşumlarıyla dolu geniş ve karanlık bir yerdi.

“Majesteleri!” diye seslendi Binbaşı Pürneşe. “Önerim şimdi kamp kurmamız yönünde, sabah da bataklığı keşfe çıkarız! Majestelerinin bildiği gibi, bataklık aldatıcı olabilir! Aniden sis çöker burada. En iyisi bataklığa hava aydınlıkken girmek!”

“Saçmalık!” dedi Fred, eyerinin üstünde heyecanlı bir okul çocuğu gibi zıplayıp duruyordu. “Şimdi tam gözümüzün önündeyken duramayız Pürneşe!”

Kral emri verdi, böylelikle ay yükselip kapkara bulutlar arasında batıp çıkarken nihayet bataklığın sınırına ulaştılar. Şimdiye kadar gördükleri en korkunç yerdi, vahşiydi, boştu ve ıssızdı. Buz gibi bir rüzgâr sazları hışırdatıyordu ama onun dışında bataklık ölü ve sessizdi.

“Gördüğünüz gibi efendim,” dedi Lord Tükrer bir süre sonra, “zemin oldukça çamurlu. Koyunlar ve adamlar çok uzaklaşırlarsa zeminin içine çekilirler. Sonra, bazı aklı evveller bu dev taşları ve kaya parçalarını karanlıkta canavar zannedebilirler. Şu otların hışırtısı bile bir yaratığın tıslaması zannedilebilir.”

“Evet, doğru, çok doğru” dedi Kral Fred ama her an bir taşın arkasından Ickabog çıkabilirmiş gibi gözleri karanlık bataklığın üzerinde geziniyordu.

“Kampı kuralım mı efendim?” diye sordu Lord Salyan, İslişehir’den birkaç soğuk turta getirmişti ve akşam yemeği için oldukça hevesliydi.

“Karanlıkta hayali bir canavarı bile bulmamız mümkün olmayacaktır” diye belirtti Tükrer.

“Doğru, doğru” diye tekrarladı Kral Fred pişmanlıkla. “O halde – aman tanrım, bir anda nasıl da sis çöktü!”

Sahiden de orada durup bataklığa baktıkları sırada kalın beyaz bir sis öylesine hızlı ve sessizce etraflarını sarmıştı ki, hiçbiri fark etmemişti bile.

Resimleme Önerileri

On birinci bölüme ait resimleme önerileri şunlardır:

Çikolata fondü

Peynirci dükkânı

Ballı kızarmış salam

Kasap dükkânı

Bağlardan sarkan üzümler

Bataklık

Resim yarışmasına katılın!