25. Bölüm

Lord Tükrer’in Sorunu

Lord Tükrer ne talihsizdi ki Ickabog’la ilgili kuşkularını dile getiren tek kişi Bay Kırlangıçkuyruğu değildi.

Cornucopia gitgide fakirleşiyordu. Zengin tüccarlar Ickabog vergisini ödemekte güçlük çekmiyordu. Vergi memurlarına ayda iki duka altınını verdikten sonra pasta ve çöreklerin, peynirlerin, jambonların ve şarapların fiyatını artırıp zararlarını karşılıyorlardı. Ancak ayda iki duka altını bulmak daha fakir halk için gittikçe zorlaşmaya başlamıştı, özellikle de pazarlarda yiyecek fiyatları arttıktan sonra. Bu arada Bataklık Diyarı’nda çocukların avurtları gitgide çöküyordu.

Her şehirde ve köyde casusları olan Tükrer, insanların ödedikleri altının neye harcandığını bilmek istediklerine dair söylentiler duymaya başladı, hatta canavarın hâlâ tehlikeli olup olmadığına dair kanıt istendiği duyumları da geldi kulağına.

Cornucopia’nın her şehrinde insanların farklı farklı karakterleri olduğu söylenirdi:

Sözümona Kocaşişeliler kavgacı ve hayalci insanlardı, Yayıkkentliler barışçıl ve nazikti, Hamurhisar sakinlerinin gururlu, hatta kibirli oldukları sık sık söylenirdi. Ama İslişehir halkının doğru konuşan dürüst tüccarlar olduğu söylenirdi ve ilk ciddi Ickabog’a inanmama salgını da burada patlak verdi.

Tubby Bonfile adlı bir kasap şehir meclisini toplantıya çağırdı. Tubby Ickabog’a inanmadığını söylememeye dikkat etti ama toplantıya katılan herkesten Kral’a hitap eden bir dilekçeyi imzalamasını istedi, dilekçede Ickabog vergisinin hâlâ gerekli olup olmadığını soruyorlardı. Toplantı biter bitmez, tabii ki toplantıya katılmış olan Tükrer’in casusu atına atladığı gibi güneye gitti ve gece yarısı saraya vardı.

Uşağı tarafından uyandırılan Tükrer telaşla Lord Salyan’ı ve Binbaşı Kakalak’ı çağırtıp yataklarından kaldırdı, iki adam casusun söyleyeceklerini dinlemek için Tükrer’in yatak odasına geldi. Casus hainlik toplantısında olanları anlattı ve bir harita açarak Tubby Bonfile’nin de dahil olduğu elebaşlarının evlerini daire içine aldı.

“Müthiş bir iş çıkardın” diye hırıldadı Kakalak. “Hepsini vatan hainliğinden tutuklayıp hapse tıkarız. Olur biter!”

“Hiç de o kadar basit değil” dedi Tükrer sabırsızca. “O toplantıda iki yüz kişi vardı ve biz iki yüz kişiyi içeri tıkamayız! Hem o kadar yerimiz yok hem de herkes bunu Ickabog’un gerçek olduğunu gösteremememizin kanıtı olarak kabul eder!”

“O halde vuralım onları,” dedi Salyan, “sonra da Pürneşe’ye yaptığımız gibi saralım, bulunsunlar diye bataklığa bırakırız, insanlar da onları Ickabog’un hakladığını zanneder.”

“Ickabog şimdi de silahlı mı yani?” diye patladı Tükrer. “Kurbanlarını sarmak için iki yüz tane pelerini nereden bulacakmış peki?”

“Eh, planlarımızla alay edecekseniz lordum, o halde neden siz kendiniz zekice bir şeyler düşünmüyorsunuz?” dedi Kakalak.

Ama bu tam olarak Tükrer’in yapamayacağı bir şeydi. Ne kadar kafa patlatırsa patlatsın Cornucopia’lıları tekrar şikâyet etmeden vergileri ödeyecekleri kadar korkutacak bir yol aklına gelmiyordu. Ona gereken Ickabog’un gerçek olduğuna dair kanıttı ama bu kanıtı nereden bulacaktı?

Diğerleri yataklarına geri döndükten sonra şöminenin önünde bir ileri bir geri yürüdüğü sırada yatak odasının kapısı tekrar çalındı.

“Yine ne var?” diye parladı.

Uşak Huyubatsın odaya girdi.

“Ne istiyordun? Çabuk söyle, meşgulüm!” dedi Tükrer.

“Lord hazretleri nasıl isterse” dedi Huyubatsın. “Az evvel odanızın önünden geçiyordum da, Lord Salyan ve Binbaşı Kakalak’la konuştuklarınıza kulak kabartmadan edemedim, hani İslişehir’deki şu hainlik toplantısıyla ilgili olanlara.”

“Ah, kulak kabartmadan edemedin demek, öyle mi?” dedi Tükrer tehditkâr bir sesle.

“Size söylemem gerekir diye düşündüm lordum: Burada Şehir-İçinde-Şehir’de aynı o İslişehirli hainler gibi düşünen bir adam olduğuna dair kanıtım var” dedi Huyubatsın. “Kanıt istiyor o da, aynı kasaplar gibi. Bana vatan hainliği gibi geldi, duyduğumda öyle sandım yani.”

“Tabii ki vatan hainliği!” dedi Tükrer. “Sarayın yanı başında böyle şeyleri söylemeye kim cesaret edebilir? Kral’ın hangi hizmetkârı Kral’ın lafını sorgulamaya kalkar?”

“Eh… madem öyle diyorsunuz…” dedi Huyubatsın, ayak direyerek. “Bazıları bunun kıymetli bir bilgi olduğunu söyler, bazıları da—”

“Bana hemen kim olduğunu söyle” diye azarladı onu Tükrer, uşağı ceketinin yakasından yakaladı. “Karşılığını hak edip etmediğine sonra karar veririm! İsimlerini – bana isimlerini ver!”

“Şey işte, D-D-Dan Kırlangıçkuyruğu!” dedi uşak.

“Kırlangıçkuyruğu… Kırlangıçkuyruğu… Bu ismi biliyorum” dedi Tükrer uşağı bırakarak, adam yan yan sendeleyerek bir sehpanın üstüne düştü. “Bir terziyle ilgisi vardı?..”

“Karısı efendim. Öldü” dedi Huyubatsın doğrularak.

“Evet” dedi Tükrer yavaşça. “Mezarlığın oradaki evde yaşıyor, pencerelerinde ne bir bayrak ne de Kral’ın bir portresi asılı. Bu hain düşüncelerini dile getirdiğini sen nereden biliyorsun?"

“Bayan Pürneşe onun dediklerini bulaşıkçı kıza anlatırken kulak misafiri oldum, tesadüf olarak yani” dedi Huyubatsın.

“Tesadüf olarak ne de çok şey duyuyorsun Huyubatsın?” dedi Tükrer ve üzerinde altın var mı diye ceketini yokladı. “Pekâlâ. Al bakalım sana on duka altını.”

Uşak, “Çok sağ olun lordum” dedi yerlere kadar eğilerek.

Huyubatsın gitmek üzere döndüğünde, “Bekle” dedi Tükrer. “Şu Kırlangıçkuyruğu ne yapar?”

Tükrer’in aslında bilmek istediği, ortadan kaybolduğu takdirde Kral’ın onun yokluğunu fark edip etmeyeceğiydi.

“Kırlangıçkuyruğu mu lordum? Marangozdur o” dedi Huyubatsın ve selam vererek odadan çıktı.

“Marangoz” diye tekrar etti Tükrer yüksek sesle. “Bir marangoz…”

Kapı Huyubatsın’ın arkasından kapandığında Tükrer’in aklına yıldırım düşmüşçesine yeni bir fikir geldi; kendi zekâsına o kadar hayran kalmıştı ki, koltuğun arkalığını sıkı sıkı tuttu çünkü neredeyse düşecekmiş gibi hissetti.

Resimleme Önerileri

Yirmi dördüncü ve yirmi beşinci bölüme ait resimleme önerileri şunlardır:

Yoyo

Yere düşmüş pastalar

Tubby Bonfile

Uşak Huyubatsın

Resim yarışmasına katılın!