51. Bölüm

Mağarada

Daisy birkaç saat sonra uyandı ama ilk başta gözlerini açmadı. Annesinin diktiği kırkyama yorganın altında uyuduğu ve şöminede harıl harıl yanan ateşin çıtırtılarıyla uyandığı çocukluğunun o eski kış günlerinden beri bu kadar rahat ettiğini hatırlamıyordu. Şimdi de ateşin çıtırdadığını duyabiliyor, fırında ısınmakta olan geyik etli turtaların kokusunu alabiliyordu, o yüzden de rüyasında ailesiyle evde olduğunu sanıyordu.

Ama alevlerin sesi ve turtanın kokusu o kadar inandırıcıydı ki, Daisy bunun bir rüya olmadığını, belki de cennete düşmüş olabileceğini anladı. Belki de bataklığın kıyısında donarak ölmüştü, kim bilir? Kıpırdamadan gözlerini açtığında, yanmakta olan ateşi ve oldukça geniş bir mağara olduğu anlaşılan inin kabaca yontulmuş duvarlarını gördü; ayrıca üç arkadaşıyla birlikte eğirilmemiş koyun yünlerinden geniş bir döşek üzerinde yattıklarını fark etti.

Ateşin yanında devasa bir kaya parçası vardı, kaya uzun yeşilimsi-kahverengi bataklık otlarıyla kaplıydı. Daisy gözleri yarı karanlığa alışıncaya kadar kaya parçasına bakmaya devam etti. İşte o zaman iki at kadar uzun olan kayanın da ona baktığını fark etti.

Eski hikâyelerde Ickabog’un bir ejderhaya veya bir yılana ya da havada süzülen bir hortlağa benzediği söylense de Daisy bir bakışta karşısındakinin gerçek Ickabog olduğunu anlamıştı. Telaşla gözlerini tekrar kapadı ve yumuşak koyun yünü kütlesinden elini çıkarıp diğerlerinden birinin sırtını bulup dürttü.

“Ne?” diye fısıldadı Bert.

“Gördün mü?” diye fısıldadı Daisy gözleri hâlâ sımsıkı kapalı halde.

“Evet” diye fısıldadı Bert. “Bakma ona.”

“Bakmıyorum” dedi Daisy.

Martha’nın dehşet içinde şöyle fısıldadığını duydular: “Size bir Ickabog var demiştim.”

“Galiba turta pişiriyor” diye fısıldadı Roderick.

Dördü de gözleri kapalı halde kıpırdamadan yatmaya devam ettiler ama geyik etli turtanın kokusu o kadar baştan çıkarıcıydı ki her biri yerinden fırlayıp bir turta kapmanın ve Ickabog onları öldürmeden önce turtadan birkaç ısırık almanın buna neredeyse değeceğini düşünüyordu.

Sonra canavarın hareket ettiğini duydular. Uzun ve sık kılları hışırdadı, ağır ayakları gürültüyle güm güm diye yürüdü. Canavar ağır bir şeyi yere koymuş gibi bir ses duyuldu. Sonra alçak ama gür bir ses şöyle dedi:

“Yiyin hadi.”

Dördü birden gözlerini açtı.

Ickabog’un kendi dillerini konuşabildiği gerçeğinin onları hayrete düşüreceğini sanırsınız ama canavarın gerçek olmasından ve ateş yakmayı, geyik etli turta pişirmeyi bilmesinden dolayı o kadar afallamışlardı ki bu ayrıntıya dikkat etmediler bile. Ickabog kabaca yontulmuş bir tepsi dolusu turtayı çocukların yanına yere bırakmıştı; onlar da canavarın turtaları terk edilmiş yük arabasındaki donmuş yığından almış olabileceğini anladı.

Dört arkadaş yavaşça ama oldukça dikkatli bir şekilde oturdu, tepeden tırnağa uzun sık yeşilimsi kıllarla kaplı bir yumak arasından onları gözleyen Ickabog’un kederli kocaman gözlerine baktılar. Kabaca şekil verilmiş bir insan gibiydi, gerçekten devasa bir göbeği vardı ve tüylü elleriyle ayaklarının her birinden oldukça keskin tek bir tırnak uzanıyordu.

“Bizden ne istiyorsun?” diye sordu Bert cesurca.

Ickabog derinden gelen gür sesiyle yanıtladı:

“Sizi yiyeceğim. Ama daha vakti gelmedi.”

Ickabog arkasını döndü, ağaç kabuğu şeritlerinden örülmüş birkaç sepet aldı ve mağaranın ağzından çıktı. Sonra sanki aklına birden bir şey gelmiş gibi arkasını döndü ve onlara “Kükredim” dedi.

Aslında kükrememişti, sadece kelimeyi söylemişti. Dört genç Ickabog’a bakakaldı, canavar da onlara göz kırptı ve arkasını dönüp pençelerinde sepetlerle mağaradan çıktı. Sonra mağaranın ağzı kadar kocaman bir kaya parçasını tutsakları içeride tutmak için itti ve mağarayı gümbürtüyle kapattı. Ickabog’un dışarıdaki karlı zeminde gümbürdeyen ve gitgide uzaklaşan ayak seslerini dinlediler.

Resimleme Önerileri

Elli birinci bölüme ait resimleme önerisi:

Gerçek Ickabog

Resim yarışmasına katılın!

Bütün Bölümler

Ickabog'un bugüne kadar yayımlanan bütün bölümlerini okuyun.