21. Bölüm

Profesör Hilehurda

Cenazelerden sonraki sabah Tükrer Kral’ın dairesinin kapısını tekrar çaldı ve içeri girdi, bir sürü parşömen tomarı taşıyordu, bunları Kral’ın oturduğu masanın üstüne bıraktı.

“Tükrer,” dedi Fred, Ölümcül Ickabog’a Karşı Olağanüstü Cesaret Madalyası hâlâ üzerindeydi ve daha da havalı dursun diye bu kez kırmızı bir takım giymişti, “bu pastaların artık eski tadı yok.”

“Ah, bunu duyduğuma üzüldüm Majesteleri” dedi Tükrer. “Dul Bayan Pürneşe’nin işten birkaç gün izin almasının iyi olacağını düşünmüştüm. Bunlar onun yardımcı pasta şefinin yaptıkları.”

“Eh, kayış gibiler” dedi Fred ve Süslü Püslü’sünün yarısını tabağına geri koydu. “O parşömenler de neyin nesi?”

“Bunlar, efendim, krallığın Ickabog’a karşı savunma stratejilerini iyileştirmek için öneriler” dedi Tükrer.

“Fevkalade, fevkalade” dedi Kral Fred, yer açmak için pastaları ve çay demliğini ittirdi, Tükrer de bir sandalye çekti.

“Yapacağımız ilk şey, Majesteleri, Ickabog’la ilgili bulabildiğimiz her şeyi öğrenmek, ne kadar çok şey bilirsek onu nasıl yeneceğimizi daha çabuk keşfederiz.”

“Pekâlâ, evet, ama nasıl, Tükrer? Canavar bir gizem! Yıllardır herkes onun bir fanteziden ibaret olduğunu sanıyordu!”

“Affedersiniz Majesteleri ama orada yanılıyorsunuz” dedi Tükrer. “Durmak bilmez araştırmalarımız sayesinde Cornucopia’nın en önde gelen Ickabog uzmanına ulaşmayı başarmış bulunuyorum. Lord Salyan kendisiyle birlikte kabul salonunda bekliyor. Majesteleri’nin izniyle—”

“İçeri alın onu, içeri alın, hadi!” dedi Fred heyecanla.

Böylelikle Tükrer odadan çıktı ve çok geçmeden Lord Salyan ve ihtiyar bir adamla geri döndü, adamın bembeyaz saçları vardı ve gözleri kapkalın camlı gözlüklerinin ardında neredeyse kaybolmuştu.

“İşte bu, efendim, Profesör Hilehurda” dedi Salyan. Köstebek tipli küçük adam eğilerek Kral’a selam verdi. “Ickabog’la ilgili bir şeyi o bilmiyorsa eğer, kimsenin bilmesine gerek yoktur!”

“Nasıl olur da sizden daha önce hiç haberim olmaz Profesör Hilehurda?” diye sordu Kral. Ickabog’un uzmanı olacak kadar gerçek olduğunu bilse, onu aramaya çıkmayı asla düşünmezdi.

“Emekli hayatı yaşıyorum Majesteleri” dedi Profesör Hilehurda ikinci kez eğilerek. “Ickabog’a inanan pek az kişi kaldığından bildiklerimi kendime saklar oldum.”

Bu yanıt Kral Fred’i tatmin etmişti, bu da Tükrer’in içine su serpmişti çünkü Profesör Hilehurda, Er Nobby Düğmeler’den veya Nobby’nin cenazesinde ağıtlar yakan kızıl peruklu ihtiyar Dul Düğmeler’den daha gerçek değildi. Perukların ve gözlüklerin altında yatan gerçek şuydu: Profesör Hilehurda ile Dul Düğmeler aynı kişiydi: Lord Tükrer’in uşağı Otto Pişkin. Lord Tükrer sarayda yaşarken Otto da onun arazilerine göz kulak olurdu. Pişkin de aynı efendisi gibi altın uğruna ne iş olsa yapardı ve yüz duka altın karşılığında hem dul hem de profesör kılığına girmeyi kabul etmişti.

“Pekâlâ, Ickabog’la ilgili bize neler söyleyebilirsiniz Profesör Hilehurda?” diye sordu Kral.

“Evet, bir bakalım” dedi sözde profesör, Tükrer ona söylemesi gerekenleri anlatmıştı. “İki at kadar büyük—”

“En az o kadardır” diye sözünü kesti Fred. Bataklık Diyarı’ndan döndüğünden beri geceleri kâbuslarında devasa Ickabog’u görüyordu.

“Madem öyle, Majesteleri’nin dediği gibi en az diyelim” diye onayladı Hilehurda. “O halde orta boyda bir Ickabog’un en az iki at kadar uzun olduğunu varsaymalıyım, daha gelişmiş bir tür de şey kadar uzun olabilir, yani şey kadar—” 

“İki fil kadar olabilir” diye önerdi Kral.

“İki fil kadar” diye onayladı Hilehurda. “Gözleri de fener gibi—”

“Veya parlayan ateş topları gibi” diye önerdi Kral.

“Ben de tam öyle tarif edecektim efendim!” dedi Hilehurda.

“Peki canavar gerçekten insan dili konuşabiliyor mu?” diye sordu Fred. Kâbuslarında canavar fısıltıyla, “Kral… Kral’ı istiyorum… Neredesin küçük Kral?” diyerek saraya doğru karanlık sokaklardan sürünerek geliyordu.

“Tam olarak öyle” dedi Hilehurda tekrar eğilerek. “Ickabog’un tutsak ettiği insanlardan insan dilini öğrendiğine inanıyoruz. Kurbanlarının karınlarını deşip onları yemeden önce tutsaklarını kendisine konuşma dersi vermeye zorladığına inanıyoruz.”

“Vah vah, tam bir vahşet!” diye fısıldadı Fred, rengi solmuştu.

“Dahası,” dedi Hilehurda, “Ickabog’un güçlü ve kindar bir hafızası var. Bir kurban tarafından mağlup edildiği takdirde –onun ölümcül pençelerinden kaçarak sizin yaptığınız gibi, efendim– karanlıkta gizlenerek bataklıktan çıkıp kurbanlarını uykularında kaçırdığı da olmuştur.”

Yarısı yenmiş Süslü Püslü’sünün üstündeki şekerden bile daha beyaz kesilen Fred’in aklı gitmişti:

“Ne yapacağım şimdi? İşim bitti!”

“Olmaz öyle şey Majesteleri” dedi Tükrer onu yüreklendirerek. “Sizi korumak için bir yığın önlem tasarladım.”

Böyle diyerek Tükrer yanında getirdiği parşömen tomarlarından birini aldı ve açtı. Masanın büyük kısmını kaplayan parşömenin üzerinde ejderhaya benzeyen canavarın renkli bir resmi vardı. Kocaman ve çirkindi, kalın kara pulları, parıldayan beyaz gözleri, zehirli bir iğne şeklinde son bulan bir kuyruğu ve jilet gibi keskin uzun pençeleri vardı, üstelik sipsivri dişlerle dolu ağzı bir adamı yutacak kadar genişti.

“Ickabog’a karşı savunma sürecinde aşmamız gereken bazı sorunlar olacak tabii” dedi Profesör Hilehurda, kısa bir çubuk çıkarmıştı ve sırasıyla dişlere, pençelere ve zehirli kuyruğa işaret ediyordu. “Ama en büyük güçlük, bir Ickabog öldürmenin ölen canavarın bedeninden iki yeni Ickabog çıkmasına sebep olmasıdır.”

“Yok artık, cidden mi?” dedi Fred belli belirsiz bir sesle.

“Ah evet Majesteleri” dedi Hilehurda. “Ömrüm boyunca bu canavarı inceledim ve bulgularımın doğruluğu konusunda sizi temin ederim.”

“Majesteleri eski Ickabog masallarının pek çoğunda bu ilginç bilginin yer aldığını hatırlayacaktır” diye araya sıkıştırdı Tükrer, Kral’ın Ickabog’un bu çok olağandışı özelliğine gerçekten inanması gerekiyordu çünkü planın büyük bir kısmı buna bağlıydı.

“Ama nasıl – bu olanaksız!” dedi Fred çaresizce.

“Aslına bakılırsa gerçekten de olanaksız görünüyor, öyle değil mi efendim?” dedi Tükrer, bir kez daha eğilerek. “Esasen, bu sadece en zeki insanların anlayabileceği, inanılması güç, olağanüstü şeylerden biri, öte yandan sıradan halk –aptal insanlar, efendim– buna ancak gülüp geçer.”

Fred Tükrer’den Salyan’a, sonra Hilehurda’ya baktı; üç adam da onun ne kadar zeki olduğunu kanıtlamasını bekler gibiydi, o da aptal görünmek istemediği için şöyle dedi: “Evet… pekâlâ, madem profesör öyle diyor, benim için yeterli… ama canavar her öldüğünde iki canavara dönüşüyorsa, onu nasıl öldüreceğiz?”

“Evet, şöyle ki, planımızın ilk aşamasında öldürmeyeceğiz” dedi Tükrer.

“Öldürmeyecek miyiz?” dedi Fred üzgün bir halde.

Tükrer, Cornucopia haritasını gösteren ikinci bir parşömen tomarını açmıştı. Haritanın en kuzey ucunun üzerinde dev bir Ickabog çizimi vardı. Geniş bataklık alanının kenarında, çepeçevre, ellerinde kılıçlarıyla yüz tane minik çöp adam duruyordu. Fred içlerinde kraliyet tacı takmış biri var mı diye yakından baktı ve olmadığını görünce derin bir oh çekti.

“Gördüğünüz üzere, Majesteleri, ilk önerimiz özel bir Ickabog Savunma Birliği kurmak. Bu adamlar Bataklık Diyarı’nın sınırında nöbet tutacaklar ve Ickabog’un bataklıkta kalmasını sağlayacaklar. Böyle bir birliğin maliyetini de hesapladık, üniformalar, silahlar, atlar, maaşlar, eğitim, yiyecek, lojman, hastalık ödeneği, risk ödeneği, doğum günü hediyeleri ve madalyalar yaklaşık olarak on bin duka altını tutacak.”

“On bin duka altını mı?” diye tekrar etti Kral Fred. “Bu çok fazla altın demek. Tabii konu benim güvenliğim olunca – yani demek istiyorum ki Cornucopia’nın güvenliğini sağlamak için—”

“Ayda on bin duka altını küçük bir bedel” diye bitirdi Tükrer.

Ayda on bin mi!” diye ciyakladı Fred.

“Evet efendim” dedi Tükrer. “Krallığı gerçekten savunacaksak bu harcama makul sayılır. Ancak Majesteleri, daha az silahla idare edebiliriz derseniz—”

“Hayır, hayır öyle demedim—”

“Elbette bütün masrafları Majesteleri’nin tek başına karşılamasını beklemiyoruz” diye devam etti Tükrer.

“Beklemiyor musunuz?” dedi Fred, birden umutlanmıştı.

“Ah hayır efendim, bu çok fena bir haksızlık olurdu. Nihayetinde Ickabog Savunma Birliği’nden bütün ülke faydalanacak. Benim önerim bir Ickabog vergisi yürürlüğe koymamız yönünde. Cornucopia’daki her haneden ayda bir duka altını ödemesini talep edeceğiz. Tabii bu da pek çok yeni vergi memurunu işe alıp eğitmek demek ama vergiyi iki duka altınına çıkarırsak onların maliyetini de çıkarmış oluruz.”

“Harikulade Tükrer!” dedi Kral Fred. “Aklın iyi çalışıyor, zehir gibisin! Tabii, ayda iki duka altını – insanlar eksikliğini fark etmeyeceklerdir bile.”

Resimleme Önerileri

Yirminci ve yirmi birinci bölüme ait resimleme önerileri şunlardır:

Kral Fred’in altın madalyası

Gösterişli kara cenaze atları

Kızıl peruklu yaşlı bir kadın

Paramparça olmuş tahta Ickabog oyuncağı

Profesör Hilehurda

Profesör Hilehurda’nın canavar betimlemesi

Resim yarışmasına katılın!