20. Bölüm

Pürneşe ve Düğmeler İçin Madalya

Kral ertesi sabah uyandığında ülke tarihi boyunca yaşanan en kritik zamanda Baş Danışman’ın emekliye ayrıldığını öğrendi ve buna çok öfkelendi. Lord Tükrer’in danışmanlık görevini devralacağını öğrendiğinde bu içini oldukça rahatlattı çünkü Fred, krallığın karşı karşıya olduğu ciddi tehlikeyi Tükrer’in gayet iyi anladığını biliyordu.

Fred sarayına döndüğü için kendini çok daha güvende hissediyordu, sarayın yüksek duvarları, kulelerin tepesine yerleştirilmiş topları, sağlam bir kale kapısı ve hendeği vardı, yine de bütün bunlara rağmen Fred yolculuğun şokunu henüz atlatamamıştı. Kendini özel dairesine kapattı ve yemeğini altın tepsilerle getirtti. Ava çıkmak yerine kalın halılar üzerinde ileri geri yürüyerek kuzeyde başından geçen korkunç macerayı tekrar tekrar yaşadı, sadece en yakın iki arkadaşıyla görüştü, onlar da Fred’in korkularını canlı tutmak için oldukça özen gösteriyorlardı.

Bataklık Diyarı’ndan döndükten üç gün sonra Tükrer Kral’ın özel dairesine asık bir suratla girdi ve Er Nobby Düğmeler’in peşinden bataklığa geri gönderilen askerlerin, onun kanlı ayakkabıları, birkaç nal ve iyice kemirilmiş birkaç kemik haricinde hiçbir şey bulamadıklarını bildirdi.

Kral bembeyaz kesildi ve saten koltuğa taş gibi yığıldı.

“Ah, ne korkunç, ne korkunç… Er Düğmeler… Hangisiydi o, hatırlatabilir misiniz?”

“Çilli bir gençti, dul bir annenin tek evladıydı” dedi Tükrer. “Kraliyet Muhafızları’nın en yeni üyesiydi, öyle geleceği parlak bir çocuktu ki. Hakikaten trajik. En kötüsü de Pürneşe ile Düğmeler’den sonra Ickabog insan etinin tadını aldı bir kere, sevdi – tam olarak Majesteleri’nin öngördüğü gibi. Umarım böyle dememde sakınca yoktur, hakikaten hayret verici, Majesteleri, siz tehlikeyi daha başında anlamıştınız.”

“A-a-ama ne yapacağız Tükrer? Canavarın canı daha çok insan çekerse…”

“Bana bırakın Majesteleri” dedi Tükrer yatıştırıcı bir sesle. “Ben bildiğiniz gibi Baş Danışman’ım ve krallığı güvende tutmak için gece gündüz demeden çalışıyorum.”

“Balıksırtı’nın yerine seni atamasına çok memnunum Tükrer” dedi Fred. “Sen olmasan ne yapardım?”

“Lafı mı olur Majesteleri, böylesine cömert bir Kral’a hizmet etmek benim için bir onurdur.”

“Şimdi yarınki cenaze törenleriyle ilgili görüşmemiz gerek. Düğmeler’den geriye kalanları Pürneşe’nin yanına gömmeyi planlıyoruz. Bu bir devlet töreni olacak biliyorsunuz, oldukça görkemli bir tören olacak ve merhumların yakınlarına Ölümcül Ickabog’a Karşı Olağanüstü Cesaret Madalyası’nı sizin takdim etmeniz sanırım çok hoş bir jest olacaktır.”

“Ah, madalya mı verilecek?” dedi Fred.

“Tabii ki efendim ve aklıma geldi de – siz kendi madalyanızı henüz almadınız.”

Tükrer iç cebinden muhteşem bir altın madalya çıkardı, neredeyse çay tabağı kadar büyüktü. Madalyanın üzerinde, başında kraliyet tacı olan kaslı ve yakışıklı bir adamın alt ettiği parlak yakut gözlü bir canavar kabartması vardı. Madalya kırmızı kadife bir kurdeleden sarkıyordu.

“Benim mi?” dedi Kral, gözleri faltaşı gibi açılmıştı.

“Aman efendim, tabii ki sizin!” dedi Tükrer. “Siz Majesteleri kılıcınızı canavarın iğrenç boynuna saplamadınız mı? Öyle olduğunu hepimiz hatırlıyoruz efendim!”

Kral Fred altın madalyayı parmağıyla dürttü. Bir şey dememesine rağmen sessiz bir mücadele içinde olduğu anlaşılıyordu.

Fred’in dürüstlüğü alçak ve duru bir sesle söze başlamıştı: Öyle olmadı. Öyle olmadığını biliyorsun. Sislerin arasında Ickabog’u görünce kılıcını düşürüp kaçtın. Kılıcını ona saplamadın. Yakınında bile değildin!

Ama Fred’in korkaklığı dürüstlüğünden daha yüksek sesle, küstahça konuştu: Böyle olduğu konusunda Tükrer’le çoktan anlaştın! Kaçtığını itiraf edersen aptalın teki gibi görüneceksin!

Ama Fred’in kibri hepsini bastırdı: Nihayetinde Ickabog avını düzenleyen bendim! Onu ilk gören bendim! Bu madalyayı hak ediyorum; siyah cenaze takımıma da çok yakışacak.

Sonra Fred şöyle dedi:

“Evet Tükrer, aynen dediğin gibi oldu. Övünmek gibi olmasın ama.”

“Majesteleri’nin alçakgönüllülüğü efsanedir” dedi Tükrer, sırıtmasını saklamak için iyice eğilmişti.

Ertesi gün Ickabog kurbanları onuruna ulusal yas ilan edildi. Sokaklar gösterişli kara atların çektiği, Binbaşı Pürneşe ile Er Düğmeler’in cenaze arabalarını geçerken izlemek isteyenlerle doluydu.

Kral Fred simsiyah bir atın üzerinde tabutların arkasından ilerliyordu, göğsünde zıp zıp zıplayan Ölümcül Ickabog’a Karşı Olağanüstü Cesaret Madalyası güneş ışığıyla öyle parlak görünüyordu ki madalyadan yansıyan ışınlar insanların gözlerini acıtıyordu. Kral’ın arkasından Bayan Pürneşe ile Bert yürüyordu, onlar da siyah giyinmişti, onların arkasından kızıl peruklu yaşlı bir kadın uluyarak geliyordu, kadını Nobby’nin annesi Bayan Düğmeler olarak tanıtmışlardı.

“Ah benim Nobby’ciğim” diye acı acı feryat ederek yürüyordu. “Ah benim zavallı Nobby’ciğimi alan korkunç Ickabog kahrolsun!”

Tabutlar mezarlara indirildi, Kral’ın borazancıları ulusal marşı çaldı. Düğmeler’in tabutu oldukça ağırdı çünkü içi tuğlayla doldurulmuştu. Tuhaf görünümlü Bayan Düğmeler ağıt yaktı ve Ickabog’a tekrar lanet okudu, o sırada on terli adam oğlunun tabutunu mezara indiriyordu. Bayan Pürneşe ile Bert sessizce ağlayarak duruyordu.

Sonra Kral Fred eşlerinin ve oğullarının madalyasını almak üzere yaslı aile fertlerini öne çıkmaya çağırdı. Tükrer, Pürneşe ve hayali Düğmeler için o kadar çok para harcamaya hazırlıklı değildi, o yüzden de asıl parayı Kral için harcamıştı, diğerlerinin madalyaları ise altın yerine gümüştendi. Yine de oldukça dokunaklı bir tören oldu, özellikle de Bayan Düğmeler o kadar heyecanlandı ki yere atılıp Kral’ın çizmelerini öptü.

Bayan Pürneşe ile Bert cenazeden eve yürüdüler, kalabalık saygıyla onlara yol verdi. Bayan Pürneşe bir kere durakladı sadece, o da eski dostu Bay Kırlangıçkuyruğu kalabalığın arasından öne çıkıp ona ne kadar üzüldüğünü söylediğindeydi. Kucaklaştılar. Daisy Bert’e bir şey söylemek istedi ama bütün kalabalık onlara baktığından Bert’le göz göze gelemedi çünkü o da gözlerini ayağına dikmişti. Çok geçmeden babası Bayan Pürneşe’yi serbest bıraktı ve Daisy en yakın arkadaşıyla annesinin gözden kaybolmasını izledi.

Kulübelerine döndüklerinde Bayan Pürneşe kendini yüzükoyun yatağına atıp hıçkırıklara boğuldu ve uzun süre ağladı. Bert annesini teselli etmeye çalıştı ama hiçbir şey işe yaramadı, o da babasının madalyasını kendi odasına götürdü ve şömine rafına koydu.

Ancak geriye çekilip bakınca, babasının madalyasını Bay Kırlangıçkuyruğu’nun çok uzun zaman önce onun için oyduğu tahtadan Ickabog’un yanına koyduğunu fark etti. O ana dek Bert oyuncak Ickabog’u babasının ölümüyle bağdaştırmamıştı.

Tahta figürü raftan aldı ve yere koydu, bir şömine süngüsü alıp oyuncak Ickabog’u paramparça etti. Sonra parçalanmış oyuncaktan geriye kalanları aldı ve ateşe attı. Alevlerin gitgide yükselmesini izlerken, yeterince büyüdüğünde Ickabog’u yakalamaya ve babasını öldüren canavardan intikam almaya yemin etti.