46. Bölüm

Roderick Kakalak’ın Hikâyesi

Bu sözleri duyduğunda Bert’ün dehşete kapıldığını düşünebilirsiniz ama ister inanın ister inanmayın, duyduğu ses içini rahatlatmıştı. Anlayacağınız, sesi tanımıştı. O yüzden de ellerini havaya kaldırmak ya da hayatı için yalvarmak yerine arkasını döndü ve karşısında Roderick Kakalak’ı buldu.

“Neye gülüyorsun sen?” diye hırladı Roderick, Bert’ün pis suratına dik dik bakarak.

“Kılıcı bana saplamayacağını biliyorum Roddy” dedi Bert alçak bir sesle.

Kılıç Roderick’in elinde olduğu halde çocuğun kendisinden çok daha fazla korktuğunu anlamıştı Bert. Tir tir titreyen Roderick pijamalarının üstüne bir palto giymişti ve ayakları kanlı paçavralara sarılmıştı.

“Hamurhisar’dan buraya kadar bu şekilde mi yürüdün?” diye sordu Bert.

“Sana ne!” diye yapıştırdı lafı Roderick, zalim görünmeye çalışıyordu ama dişleri takırdıyordu.

“Seni tutukluyorum Pürneşe, seni hain!”

“Hayır, tutuklamıyorsun” dedi Bert ve kılıcı Roderick’in elinden çekip aldı. Bunun üzerine Roderick gözyaşlarına boğuldu.

“Hadi” dedi Bert nazikçe ve kolunu Roderick’in omuzlarına dolayıp onu bir ara sokaktan geçirerek rüzgârda dalgalanan Aranıyor afişinden öteye götürdü.

“Bırak beni” diye hıçkırdı Roderick, Bert’ün kolunu üstünden attı. “Çek elini! Hepsi senin suçun!”

“Benim suçum olan ne?” diye sordu Bert, boş şarap şişeleriyle dolu bir çöp tenekesinin yanında durmuşlardı.

“Babamdan kaçtın!” dedi Roderick gözlerini koluna silerken.

“Herhalde kaçtım” dedi Bert makul bir şekilde. “Beni öldürecekti.”

“Ama ş-şimdi o-onu öldürdüler!” diye hıçkırdı Roderick.

“Binbaşı Kakalak öldü mü?” dedi Bert afallayarak. “Nasıl?”

“Tü-Tükrer” diye hıçkırdı Roderick. “Seni ki-kimse bulamayınca askerlerle e-evimize geldi. Babam seni elinden kaçırdığı için çok kızmıştı, bir askerin silahını kaptı ve o…”

Roderick bir çöp tenekesine oturdu ve ağladı. Ara sokakta buz gibi bir rüzgâr esti. Bu, diye düşündü Bert, Tükrer’in ne kadar tehlikeli olduğunu gösteriyordu işte. Kraliyet Muhafızları’nın en tepesindeki sadık adamını bile vurarak öldürebiliyorsa, hiç kimse güvende değil demekti.

“Kocaşişe’ye geleceğimi nereden bildin?” diye sordu Bert.

“Saraydan Hu-Huyubatsın söyledi bana. Ona beş duka altını verdim. Annenin tavernası olan bir kuzeninden bahsettiğini hatırladı.”

“Sence Huyubatsın başka kaç kişiye söylemiştir bunu?” diye sordu Bert, endişelenmişti.

“Büyük ihtimalle bir sürü kişiye” dedi Roderick suratını pijamasının koluyla silerek. “Bildiklerini altın veren herkese satar o.”

“Bunu senin söylüyor olman komikmiş” dedi Bert sinirlenerek. “Beni yüz duka altınına satacaktın oysaki!”

“Ben a-altın i-istemiyorum” dedi Roderick. “A-annem ve kardeşlerim içindi. Seni teslim edersem onlara tekrar kavuşabilirim sandım. Tükrer onları gö-götürdü. Ben yatak odasının penceresinden kaçtım. O yüzden üstümde pijamalarım var.”

“Ben de yatak odamın penceresinden kaçtım” dedi Bert. “Ama en azından yanımda ayakkabı getirmeyi akıl ettim. Hadi gel, en iyisi buradan sıvışalım” diye ekledi Roderick’i ayağa kaldırarak. “Yolda bir çamaşır ipinden senin için çorap yürütürüz.”

Ama daha birkaç adım atmamışlardı ki arkalarından bir adam sesi geldi.

“Eller yukarı! Siz ikiniz benimle geliyorsunuz!”

İki çocuk da ellerini havaya kaldırıp arkasını döndü. Suratından kötülük ve pislik akan bir adam gölgeler arasından belirmiş ve tüfeğini onlara doğrultmuştu. Üniforması yoktu, ne Bert ne de Roderick onu tanıyordu, tabii Daisy Kırlangıçkuyruğu olsa onlara adamın kim olduğunu şıp diye söyleyebilirdi: Homur Ana’nın artık kocaman bir adam olmuş yaveri Şamarcı John’un ta kendisiydi karşılarında duran adam.

Şamarcı John birkaç adım yaklaştı, çocukların ikisini de yan yan süzdü. “Evet” dedi. “Siz ikiniz iş görürsünüz. O kılıcı ver bana.”

Tüfeğin ucunda olduğundan Bert’ün kılıcı vermekten başka şansı kalmamıştı. Ancak Bert –Salyan ne derse desin– aslında oldukça zeki bir çocuktu ve bu yüzden o kadar da korkmamıştı. Pis görünümlü adam yüz duka altını değerinde iki kaçağı yakaladığını anlamışa benzemiyordu. İki oğlan arıyor gibiydi sadece, Bert neden olduğunu hiç anlamadıysa da onun için çocukların kim olduğunun bir önemi yoktu. Öte yandan Roderick hortlak gibi bembeyaz kesilmişti. Tükrer’in bütün şehirlerde casusları olduğunu biliyordu; çok geçmeden her ikisinin de Baş Danışman’a teslim edileceklerine ve kendisinin, Roderick Kakalak’ın bir hainle işbirliği yapmaktan idama mahkûm edileceğine ikna olmuştu.

“Kıpırdayın” dedi ebleh suratlı adam, tüfeğiyle onlara ara sokaktan çıkmaları için işaret ediyordu. Sırtlarına silah dayalı olduğundan Bert ile Roderick, Kocaşişe’nin karanlık sokaklarında ilerlemeye mecbur kaldılar ve nihayet Homur Ana’nın yetimhanesinin kapısına vardılar.

Resimleme Önerileri

Kırk beş ve kırk altıncı bölümlere ait resimleme önerileri şunlardır:

Kapı ve pencerelerine tahtalar çakılmış taverna

Pijamalarıyla Roderick

Bert’ün “Aranıyor” afişi

Şamarcı John ve tüfeği

Resim yarışmasına katılın!

Bütün Bölümler

Ickabog'un bugüne kadar yayımlanan bütün bölümlerini okuyun.