64. Bölüm

Yeniden Cornucopia’da

Bir zamanlar Cornucopia adında miniminnacık bir ülke vardı, bu ülke yeni atanmış bir danışmanlar ekibiyle bir başbakan tarafından yönetiliyordu, benim burada bahsedeceğim dönemdeki başbakanın adı Gordon İyidost’tu. Başbakan İyidost Cornucopia halkı tarafından seçilmişti çünkü çok dürüst bir adamdı ve Cornucopia doğruluğun değerini öğrenmiş bir ülkeydi. Başbakan İyidost, Lord Tükrer’le ilgili çok önemli deliller ortaya koymuş olan cesur ve nazik Leydi Eslanda’yla evleneceğini ilan ettiğinde ülke genelinde kutlamalar yapıldı.

Küçücük mutlu krallığını yıkıma ve umutsuzluğa sürükleyen Kral mahkemeye çıktı, onunla beraber Baş Danışman ve Tükrer’in yalanlarından istifade eden Homur Ana, Şamarcı John, uşak Huyubatsın ve Otto Pişkin’in de aralarında bulunduğu birtakım kişiler de mahkemeye çıktı.

Kral sorgusu boyunca ağlayıp durdu ama Lord Tükrer soğuk ve gururlu bir sesle yanıt vererek bir sürü yalan uydurdu ve kendi kötülüğü uğruna başka bir sürü kişiyi suçladı; aslında Fred’in yaptığı gibi sadece ağlasa kendisi için çok daha hayırlı olurdu. Her iki adam da diğer suçlularla birlikte sarayın altındaki zindana atıldılar.

Bu arada Bert ve Roderick’in Tükrer’i vurmuş olmasını istemenizi de anlayışla karşılarım. En nihayetinde o yüzlerce insanın ölümüne sebep oldu. Ancak şunu bilmek sizi rahatlatacaktır: Tükrer de günler geceler boyu tatsız yiyecekler yiyip kaskatı örtüler altında uyumak ve bitmek bilmeyen saatler boyunca Fred’in ağlamasını dinleyerek zindanda oturmaktansa ölmeyi yeğlerdi aslında.

Tükrer ve Salyan’ın çaldığı altınlar alındıkları yere iade edilmişti, böylece peynir dükkânlarını, fırınlarını, süthanelerini ve domuz çiftliklerini, kasap dükkânlarını ve üzüm bağlarını kaybeden onca insan tekrar işe koyulup meşhur Cornucopia yiyeceklerini ve şaraplarını üretmeye başlayabilecekti.

Yine de Cornucopia’nın yoksullukla geçen uzun döneminde pek çok insan peynir, sosis, şarap ve pastaların nasıl yapıldığını öğrenme şansını bulamamıştı. Bu yüzden bazıları kütüphaneci oldu, çünkü Leydi Eslanda’nın aklına müthiş bir fikir gelmiş ve artık işe yaramayan bütün yetimhaneler kütüphaneye dönüştürülmüştü. Ancak işsiz kalan yine de çok sayıda insan vardı.

İşte Cornucopia’nın beşinci büyük şehri böyle kuruldu. Şehrin adı Ickabul’du ve Yayıkkent’le Kocaşişe’nin arasında, Fluma Nehri’nin kıyısında yer alıyordu.

İkinci doğan Ickabebe mesleği olmayan insanlarla ilgili sorunu duyduğunda mahcubiyetle onlara çok iyi bildiği bir konu olan mantar yetiştiriciliğini öğretmeyi önerdi. Mantar yetiştiricileri o kadar başarılı oldu ki şehirleri çok geçmeden zenginleşti.

Mantar sevmediğinizi düşünebilirsiniz ama şundan eminim ki Ickabul’un kaymak gibi mantar çorbalarının tadına bakmış olsanız hayatınızın sonuna kadar mantarları severdiniz. Yayıkkent ile İslişehir Ickabul mantarlarıyla yepyeni tarifler geliştirdiler. Hatta Başbakan İyidost Leydi Eslanda’yla evlenmeden hemen önce Pluritanya Kralı, Cornucopia’ya özgü etli ve mantarlı sosislerden bir yıl boyunca ona tedarik etmesi koşuluyla İyidost’a kızlarından istediği herhangi biriyle evlenebileceğini söyledi. Başbakan İyidost sosisleri düğün davetiyesiyle beraber Kral’a hediye olarak gönderdi, Leydi Eslanda da Kral Porfirio’ya kızlarını yiyecek karşılığında önermekten artık vazgeçmesini ve kendi kocalarını seçmeleri için onları serbest bırakmasını öneren bir not ekledi.

Ickabul alışılmadık bir şehirdi, Hamurhisar, Yayıkkent, İslişehir ve Kocaşişe’nin aksine bir değil tam üç ürünüyle meşhurdu.

İlk olarak, her biri bir inci tanesi kadar güzel mantarlarıyla meşhurdu.

İkinci olarak, balıkçılarının Fluma Nehri’nde tuttukları gümüş somonu ve alabalığıyla meşhurdu – Fluma’nın balıkları üzerine uzmanlaşmış yaşlı kadının heykelinin Ickabul meydanlarından birinde gururla durduğunu bilmek isteyebilirsiniz.

Üçüncü olarak, Ickabul yün üretiyordu.

Şöyle ki, Başbakan İyidost o uzun kıtlık döneminde hayatta kalan Bataklık Sakinleri’nin koyunları için kuzeydekilerden çok daha verimli çayırlar hak ettiklerine karar vermişti. Eh, Fluma’nın kıyısında kendilerine yemyeşil araziler verilen Bataklık Sakinleri de neler yapabileceklerini gösterdiler. Cornucopia yünü dünyadaki en yumuşak ve en ipeksi yündü, dünyanın başka hiçbir yerinde bu yünle üretilenler kadar güzel ve rahat kazaklar, çoraplar ve atkılar bulunmazdı. Hetty Hopkins ile ailesinin koyun çiftliğinin ürettiği yün mükemmeldi tabii ama şunu da söylemem gerekir ki en iyi kalitedeki giysiler Roderick ve Martha Kakalak’ın yününden yapılıyordu, onların çiftliği de hemen Ickabul’un dışındaydı. Evet, Roderick ve Martha evlendi ve beş çocuklarıyla gayet mutlu olduklarını, hatta Roderick’in de artık hafif bir Bataklık Diyarı aksanıyla konuştuğunu memnuniyetle söyleyebilirim.

Evlenen iki kişi daha oldu. Size memnuniyetle şunu da söyleyeyim ki zindandan kaçtıktan sonra artık yan yana yaşamak zorunda olmayan şu eski dostlar, Bayan Pürneşe ile Bay Kırlangıçkuyruğu birbirlerinden ayrı kalamayacaklarını anladılar. Böylece Bert sağdıçları, Daisy de baş nedimeleri oldu ve marangozla pasta şefi evlendiler; çok uzun zamandır kardeş gibi hisseden Bert ile Daisy sonunda gerçekten kardeş oldular. Bayan Pürneşe Hamurhisar’ın merkezinde kendine ait müthiş bir pastane açtı ve Perilerin Beşiği, Genç Kızların Rüyası, Düklerin Keyfi, Süslü Püslü ve Cennet Umutları’na ek olarak akla hayale gelebilecek en hafif, en pofuduk tatlılar olan, bataklık otu gibi görünen incecik rendelenmiş nefis naneli çikolatayla kaplı Ickapuf’ları da yapmaya başladı.

Bert babasının izinden giderek Cornucopia ordusuna katıldı. Adil ve cesur bir adam olduğundan ordunun başına geçerse hiç şaşırmam doğrusu.

Daisy dünyanın en önde gelen Ickabog uzmanı oldu. Ickabog’ların hayranlık uyandıran davranışları üzerine pek çok kitap yazdı, Ickabog’lar Cornucopia halkı tarafından Daisy sayesinde sevilip korundu. Daisy boş zamanlarında babasıyla birlikte oldukça başarılı bir marangozluk işletmesi yürüttü ve en popüler ürünlerinden biri de oyuncak Ickabog’lar oldu. İkinci doğan Ickabebe bir zamanlar Kral’ın geyik parkı olan yerde yaşadı, burası Daisy’nin atölyesine çok yakındı ve ikisi hep çok iyi arkadaş oldular.

Hamurhisar’ın merkezine her yıl pek çok ziyaretçi tarafından ilgi gören bir müze inşa edildi. Bu müze Başbakan İyidost ve danışmanları tarafından, Daisy, Bert, Martha ve Roderick’in yardımıyla kuruldu, çünkü hiç kimse Cornucopia halkının ülkenin Tükrer’in bütün yalanlarına inandığı o yılları unutmasını istemedi. Ziyaretçiler Binbaşı Pürneşe’nin gümüş madalyasını (Salyan’ın mermisi hâlâ içinde duruyordu) ve bir zamanlar Hamurhisar’ın en büyük meydanında bulunan Nobby Düğmeler’in heykelini görebilirlerdi, ama artık onun yerine meydana Bataklık Diyarı’ndan kollarında koca bir buket kardelenle yürüyerek gelen, böylelikle hem kendi türünü hem de ülkeyi kurtaran cesur Ickabog’un heykeli konmuştu. Ziyaretçiler ayrıca Tükrer’in boğa kemikleri ve çivilerle yaptırdığı sahte Ickabog’u ve ressamın hayali dışında hiç var olmamış, ejderhaya benzeyen Ickabog’la Kral Fred’in mücadelesini gösteren dev tabloyu da görebilirdi.

Ama henüz bahsetmediğim bir yaratık daha var: İlk doğan Ickabebe, Lord Salyan’ı öldüren vahşi yaratık, hani en son bir sürü güçlü adam onu sürükleyerek götürmüştü ya, o işte.

Aslında yaratık biraz sorun çıkarmıştı. Daisy herkese vahşi Ickabebe’ye saldırılmaması ve ona kötü davranılmaması gerektiğini açıklamıştı, yoksa insanlara karşı nefreti daha da artardı. Bu da, Duğum vakti geldiğinde kendisinden bile vahşi Ickabebeler dünyaya getireceği anlamına geliyordu, böylece Cornucopia Tükrer’in gerçekmiş gibi davrandığı sorunla karşı karşıya kalacaktı. İlk başta Ickabebe’nin insanları öldürmesini engellemek için güçlendirilmiş bir kafeste tutulması gerekti ve çok tehlikeli olduğundan ona mantar götürecek gönüllüleri bulmak çok zor oldu. Ickabebe’nin azıcık hoşlandığı kişiler Bert ve Roderick’ti yalnızca, çünkü Duğum’u sırasında onlar Ickana’sını korumaya çalışmışlardı. Tabii asıl sorun Bert’ün orduda görevli olması ve Roderick’in de bir koyun çiftliği işletmesi sebebiyle ikisinin de Ickabebe’yle bütün gün oturup onu sakinleştirecek zamanının olmamasıydı.

Bu sorunun çözümü hiç umulmadık bir yerden geldi.

Fred onca zaman zindanda hüngür hüngür ağlamıştı. Bencil, kendini beğenmiş ve korkakça davransa da Fred aslında kimseye zarar vermek istememişti – ama bir sürü kişiye çok fena zarar vermişti tabii. Tahtını kaybettikten sonra bir yıl boyunca Fred umutsuzluğa kapıldı, bunun sebeplerinden biri şüphesiz artık saray yerine zindanda yaşaması ama aynı zamanda da fazlasıyla utanç içinde olmasıydı.

Ne kadar kötü bir Kral olduğunu, ne kadar kötü davrandığını anlamıştı ve her şeyden önce iyi bir insan olmayı diliyordu. Böylece bir gün karşı hücrede derin derin düşüncelere dalmış olan Tükrer’i şaşırtarak hapishane gardiyanına vahşi Ickabog’a bakmaya gönüllü olmak istediğini söyledi.

Ve gönüllü oldu. İlk sabah ve ondan sonraki pek çok sabah ölü gibi bembeyaz kesilmiş olsa da ve dizleri tir tir titrese de, eski Kral vahşi Ickabog’un kafesine girdi ve ona Cornucopia’yı, yaptığı bütün hataları ve eğer gerçekten isterse daha iyi, daha nazik biri olmayı öğrenebileceğini anlattı. Her akşam kendi hücresine dönmesi gerekse de Fred Ickabog’un kafes yerine güzel bir çayıra konmasını istedi, bunun gerçekten işe yaraması herkesi şaşırttı, hatta ertesi sabah Ickabog kart sesiyle Fred’e teşekkür bile etti.

Yavaş yavaş aylar ve yıllar birbirini izledi, Fred gitgide cesaretlendi, Ickabog da nazikleşti, en sonunda Fred oldukça yaşlandığında Ickabog’un Duğum vakti geldi; dünyaya gelen Ickabebeler nazik ve uysaldılar. Ickana’larını bir kardeş gibi gördüğünden onun yasını tutan Fred de kısa bir süre sonra öldü. Cornucopia’nın herhangi bir şehrinde ülkenin son kralı için heykel dikilmemiş olsa da insanlar ara sıra mezarına çiçek bıraktılar, Fred bunu bilse memnun olurdu muhakkak.

İnsanların gerçekten Ickabog’ların soyundan gelip gelmediğini size söyleyemem. Belki de iyi ya da kötü bir değişimden geçtiğimizde bir çeşit Duğum yaşıyoruzdur. Benim tek bildiğim, ülkelerin de Ickabog’lar gibi nezaket sayesinde iyileştirilebileceğidir, işte tam olarak bu sebeple Cornucopia krallığı sonsuza dek mutlu yaşadı.

Resimleme Önerileri

Altmış dördüncü bölüme ait resimleme önerileri şunlardır:

Başbakan İyidost ile Leydi Eslanda’nın düğünü

Bay Kırlangıçkuyruğu ile Bayan Pürneşe’nin düğünü

Bir kâse mantar çorbası

Bir tabak Fluma balığı

Ickabul şehri

Kral Fred ile öfkeli Ickabebe

Resim yarışmasına katılın!

Bütün Bölümler

Ickabog'un bugüne kadar yayımlanan bütün bölümlerini okuyun.