26. Bölüm

Bay Kırlangıçkuyruğu’na Göre Bir İş

Ertesi gün Daisy okula gitmişti, Bay Kırlangıçkuyruğu da atölyesinde çalışıyordu, derken Binbaşı Kakalak marangozun kapısını çaldı. Bay Kırlangıçkuyruğu Kakalak’ın eski evinde yaşayan adam olduğunu ve Kraliyet Muhafızları’nın başı olarak Binbaşı Pürneşe’nin yerine geçtiğini biliyordu. Marangoz Kakalak’ı içeri davet etti ama Binbaşı teklifi reddetti.

“Sarayda sana acil iş çıktı Kırlangıçkuyruğu” dedi. “Kral’ın arabasının oklarından biri kırıldı, yarına tamir edilmiş olması gerek.”

“Daha şimdiden mi?” dedi Bay Kırlangıçkuyruğu. “Daha geçen ay tamir etmiştim.”

“Çifte yedi,” dedi Binbaşı Kakalak, “arabanın atlarından biri çifte attı. Geliyor musun?”

“Tabii ki” dedi Bay Kırlangıçkuyruğu, Kral’ın emrettiği bir işi reddecek değildi tabii. Böylelikle atölyesini kilitledi ve Kakalak’ın peşine düştü, Şehir-İçinde-Şehir’in güneşli sokaklarından geçerek at arabalarının tutulduğu kraliyet ahırlarına varıncaya dek lafladılar. Kapının dışında yarım düzine kadar asker aylak aylak dolanıyordu, Bay Kırlangıçkuyruğu ile Binbaşı Kakalak’ı gördüklerinde hepsi de yukarı baktılar. Askerlerden biri elinde boş bir un çuvalı tutuyordu, bir başkasıysa uzun bir ip.

“Günaydın” dedi Bay Kırlangıçkuyruğu.

Onları geçmeye yeltendi ama daha ne olduğunu anlayamadan bir asker un çuvalını Bay Kırlangıçkuyruğu’nun başına geçiriverdi, diğer iki asker de kollarını arkasına götürüp bileklerini iple bağladı. Bay Kırlangıçkuyruğu güçlü bir adamdı – mücadele etti, karşı koydu ama Kakalak kulağına şöyle mırıldandı:
“En ufak bir ses çıkarırsan bedelini kızın öder.”

Bay Kırlangıçkuyruğu sustu. Askerlerin onu saraya götürmesine izin verse de nereye gittiğini göremiyordu. Tabii çok geçmeden nereye götürüldüğünü tahmin edebildi çünkü onu iki dik merdivenden indirip sonra kaygan bir taştan yapılmış bir üçüncü dik merdivene götürdüler. Teninde soğuk havayı hissedince zindanda olduğundan kuşkulandı, demir anahtarın dönme sesiyle parmaklıkların tangırdamasını duyunca zindanda olduğundan hiç kuşkusu kalmadı.

Askerler Bay Kırlangıçkuyruğu’nu soğuk taş zemine fırlattılar. Biri başlığını çekip çıkardı.

Etrafı neredeyse tamamen karanlık olan Bay Kırlangıçkuyruğu başta etrafındaki hiçbir şeyi seçemedi. Sonra askerlerden biri bir meşale yaktı ve Bay Kırlangıçkuyruğu kendini bir çift çok iyi parlatılmış çizmeye bakarken buldu. Başını kaldırdı. Tepesinde gülümsemekte olan Lord Tükrer dikiliyordu.

“Günaydın Kırlangıçkuyruğu” dedi Tükrer. “Tam sana göre bir işim var. İyi becerirsen, daha farkına bile varmadan eve kızının yanına dönmüş olacaksın. Reddedersen –veya kötü iş çıkarırsan– kızını bir daha asla göremezsin. Anlaştık mı?”

Altı asker ve Binbaşı Kakalak hücrenin duvarına karşı sıralanmışlardı, hepsi de kılıcını çekmişti.

“Evet lordum” dedi Bay Kırlangıçkuyruğu alçak sesle. “Anlıyorum.”

“Fevkalade” dedi Tükrer. Kenara çekilince devasa bir kütük ortaya çıktı, kesilmiş bir ağaçtan neredeyse bir midilli kadar büyük bir parçaydı bu. Kütüğün yanında küçük bir masa vardı, masanın üzerinde de marangozluk gereçleri.

“Bana dev bir ayak oymanı istiyorum Kırlangıçkuyruğu, canavarsı bir ayak, jilet gibi keskin pençeleri olsun. Ayağın tepesinde uzun bir kulp istiyorum, böylece at üstündeki bir adam, ayağı kulbundan tutup yumuşak zemine bastırarak izini çıkarabilir. Görevini anladın mı marangoz?”

Bay Kırlangıçkuyruğu ve Lord Tükrer birbirlerinin gözlerine derin derin baktılar. Tabii ki Bay Kırlangıçkuyruğu olup biteni gayet iyi anlamıştı. Ickabog’un varlığına dair sahte kanıt üretmesini emretmişlerdi. Bay Kırlangıçkuyruğu’nu asıl dehşete düşüren şeyse sahte canavar ayağını yaptıktan sonra bununla ilgili konuşma ihtimali karşısında Tükrer’in onu serbest bırakması için bir sebep düşünememesiydi.

“Yemin eder misiniz lordum,” dedi Bay Kırlangıçkuyruğu sessizce, “bunu yaparsam kızıma zarar gelmeyeceğine yemin eder misiniz? Ve eve kızımın yanına dönebileceğime?”

“Tabii ki Kırlangıçkuyruğu” dedi Tükrer kibarca, hücrenin kapısına doğru ilerlemeye başlamıştı bile. “Ne kadar çabuk olursan kızını o kadar çabuk görürsün yine.

“Şimdi, her gece o aletleri senden alacağız ve her sabah sana geri getirilecekler çünkü tutukluların tünel kazabilecekleri aletleri yanlarında bırakamayız, öyle değil mi? İyi şanslar Kırlangıçkuyruğu, sıkı çalış. Ayağımı görmek için sabırsızlanıyorum!”

Kakalak bu söz üzerine Bay Kırlangıçkuyruğu’nun bileklerindeki ipi kesti ve taşıdığı meşaleyi duvardaki yerine sabitledi. Sonra Tükrer, Kakalak ve diğer askerler hücreden çıktılar. Demir kapı tangırtıyla kapandı, anahtar deliğinde döndü ve Bay Kırlangıçkuyruğu devasa kütükle, keskiler ve bıçaklarla bir başına kalakaldı.


Bütün Bölümler

Ickabog'un bugüne kadar yayımlanan bütün bölümlerini okuyun.