24. Bölüm

Yoyo

Sekizinci yaş günü yaklaşan Daisy, Bert Pürneşe’yi çaya davet etmeye karar verdi.

Babası öldüğünden beri Bert ile Daisy’nin arasına sanki buzdan kapkalın bir duvar örülmüştü. Bert sürekli Roderick Kakalak’la birlikteydi, Roderick de bir Ickabog kurbanının oğluyla arkadaş olmaktan acayip gurur duyuyordu ama Daisy’nin doğum günü –ki Bert’ün doğum gününden üç gün önceydi– arkadaşlıklarını onarıp onaramayacaklarını anlamak için bir fırsat olabilirdi. Bu yüzden Daisy babasından, Bayan Pürneşe’ye onu ve oğlunu çaya davet eden bir not yazmasını istedi. Neyse ki daveti kabul ettiklerini bildiren bir not geri geldi de Daisy’nin içi rahat etti. Bert okulda hâlâ onunla konuşmuyor olsa da Daisy doğum gününde her şeyin düzeleceğini umuyordu.

Kral’ın marangozu olarak iyi maaş almasına rağmen Bay Kırlangıçkuyruğu’nun bile Ickabog vergilerini ödemekten beli bükülmüştü, bu yüzden Daisy’yle beraber her zamankinden daha az pasta ve çörek aldılar, üstelik Bay Kırlangıçkuyruğu artık şarap almayı da bırakmıştı. Yine de Daisy’nin doğum günü şerefine elindeki son Kocaşişe şarabı şişesini getirdi, Daisy de bütün harçlıklarını biriktirerek kendine ve Bert’e oldukça pahalı olan Cennet Umutları pastasından iki tane aldı, çünkü Bert’ün en sevdiği pastanın bu olduğunu biliyordu.

Doğum günü pek iyi başlamadı. Öncelikle Bay Kırlangıçkuyruğu Binbaşı Pürneşe için kadeh kaldırmayı önerdi ve bu da Bayan Pürneşe’yi ağlattı. Sonra dördü birden yemek için oturdu fakat hiçbirinin aklına söyleyecek bir şey gelmiyordu ki Bert, Daisy’ye bir hediye aldığını hatırladı.

Bert bir oyuncak dükkânının vitrininde bir yoyo görmüştü (arasından ip geçen birbirine yapışık iki diske o zamanlar yoyo diyorlardı) ve biriktirdiği harçlığının tamamını yoyoya harcamıştı. Daisy daha önce hiç böyle bir şey görmemişti, Bert ona yoyoyu nasıl kullanacağını öğretmeye başladı, Daisy çabucak öğrendi ve hatta Bert’ten bile usta oldu, Bayan Pürneşe ile Bay Kırlangıçkuyruğu da köpüklü Kocaşişe şarabından içince konuşmalar daha akıcı bir hal almaya başladı.

İşin aslı Bert Daisy’yi çok özlemişti ama Roderick Kakalak sürekli peşindeyken onunla nasıl barışacağını bilememişti. Çok geçmeden sarayın avlusundaki kavga hiç yaşanmamış gibi unutulmuştu bile, hatta Daisy ile Bert öğretmenlerinin sınıftaki çocukların hiçbirinin görmediğini zannederken burnunu karıştırma alışkanlığına katıla katıla gülüyorlardı. Ölü anne babalar ya da çığırından çıkmış kavgalar ya da Kral Korkusuz Fred gibi üzücü konular tamamen unutulmuştu artık.

Çocuklar yetişkinlerden daha akıllıydı. Bay Kırlangıçkuyruğu içmeyeli uzun zaman olmuştu ve kızının aksine Binbaşı Pürneşe’yi öldüren sözde canavar konusunu tartışmanın kötü bir fikir olabileceği aklına gelmedi. Daisy babasının ne yaptığını ancak sesi onların kahkahasının üzerinden bile duyulacak kadar yükselince anladı.

“Sadece şunu söylemek istiyorum Bertha,” dedi Bay Kırlangıçkuyruğu neredeyse bağırarak, “kanıt nerede? Sadece kanıt görmek istiyorum, işte o kadar!”

“Kocamın öldürülmesi senin için yeterli kanıt değil mi?” dedi Bayan Pürneşe, nazik suratı birden tehlikeli görünmeye başlamıştı. “Ya küçük Nobby Düğmeler’in ölümü?”

“Küçük Nobby Düğmeler mi?” diye tekrarladı Bay Kırlangıçkuyruğu. “Küçük Nobby Düğmeler ha? Hatırlattığın iyi oldu, küçük Nobby Düğmeler’le ilgili de kanıt istiyorum! Kimdi o? Evi neredeydi? O yaşlı dul annesi nereye gitti, hani şu kızıl peruk takmış olan, ha? Şehir-İçinde-Şehir’de sen hiç Düğmeler ailesi diye birileriyle tanıştın mı? Hem madem ısrar ediyorsun,” dedi Bay Kırlangıçkuyruğu, kadehini tehditkâr bir şekilde sallayarak, “madem ısrar ediyorsun Bertha, sana şunu sorayım: Nobby Düğmeler’in tabutu, ondan geriye ayakkabıları ve birkaç kemik kalmış olmasına rağmen neden o kadar ağırdı?”

Daisy babasını susturmaya çalışmak için kızgınlıkla ona baktı ama babası fark etmedi. Kadehinden koca bir yudum alarak şöyle dedi: “Mantıklı değil Bertha! Mantıklı değil! Bir fikir tabii ama zavallı Pürneşe’nin atından düşüp boynunu kırmadığı ve Lord Tükrer’in de bu olayı hepimizi altın ödemeye zorlamak için fırsat görerek Binbaşı’nın ölümüne Ickabog’un cinayeti süsü vermediği ne malum?”

Bayan Pürneşe yavaşça ayağa kalktı. Uzun bir kadın değildi ama sinirlendiğinde Bay Kırlangıçkuyruğu’ndan çok daha uzun görünüyordu.

“Benim kocam Cornucopia’nın en iyi binicisiydi” diye fısıldadı, sesi o kadar soğuktu ki Daisy’nin tüyleri diken diken oldu. “Benim kocamın kendi atından düşme olasılığı senin kendi baltanla bacağını kesmenden daha mümkün değildi Dan Kırlangıçkuyruğu. Canavar haricinde kocamı öldürecek hiçbir şey var olamazdı, sen de ağzından çıkanlara dikkat etsen iyi olur çünkü Ickabog’un gerçek olmadığını söylemek vatan hainliği sayılıyor!”

“Vatan hainliği demek!” diye alay etti Bay Kırlangıçkuyruğu. “Bırak bunları Bertha, orada durup şu vatan hainliği saçmalığına inandığını söylemeyeceksin herhalde? Daha birkaç ay önce Ickabog’a inanmamak insanın aklı başında biri olduğunu gösteriyordu, vatan haini olduğunu değil!”

“O Ickabog’un gerçek olduğunu bilmediğimiz zamandı!” diye tiz bir sesle bağırdı Bayan Pürneşe. “Bert – eve gidiyoruz!”

“Hayır – hayır – lütfen gitmeyin!” diye bağırdı Daisy. Sandalyesinin altına sakladığı küçük kutuyu aldı ve Pürneşe’lerin peşinden bahçeye koştu.

“Bert, lütfen! Bak – bize Cennet Umutları aldım, bütün harçlığımı bunlara harcadım!”

Bert Cennet Umutları’nı görür görmez babasının öldüğünü öğrendiği günü hatırladı ama Daisy bunu bilemezdi. Cennet Umutları’ndan son kez Kral’ın mutfağında, annesi Binbaşı Pürneşe’nin başına bir şey gelmiş olsa mutlaka haberleri olacağına söz verdiğinde yemişti.

Yine de Bert, Daisy’nin hediyesini yere düşürmek istememişti. Sadece onu itmek istemişti. Maalesef kutu Daisy’nin elinden kaydı ve pahalı pastalar çiçek tarhına düşünce her tarafları toz toprak oldu.

Daisy gözyaşlarına boğuldu.

“Pastalardan başka hiçbir şey umurunda değilmiş yani!” diye bağırdı Bert ve bahçenin kapısını açıp annesini oradan uzaklaştırdı.